27 Aralık 2010

Geleneksek bu yıl nasıl geçti tahlili.

Eyjafjallajökull yanardağı, nobrain.dk(dedeler), deniz baykal’ın seks kasedi, deniz baykal, 2-2 miii? 2-2 mii?, vuvuzela, ahtapot paul, göçük altında kalan madenciler, U2 konseri, referandum, kpss kopya skandalı, “et fiyatları refahtan dolayı yüksek”, “alkolun fiyatı sizin sağlığınız için yüksek”, justin bieber, “türkiye’de internet sansürü yok”, internet sansürü, aşkı memnu, alacakaranlık, survivor, domatesin 10 tl olması, nihat doğan, “uzaylılar spermimi çaldılar -erol büyükburç” “ben zaten pahalı saat kullanmayı sevmiyorum -cbabdullahgul”, ezel, küçük sırlar, öyle bir geçer zaman ki, osman, mete, “caroline çok kaltak”, ömer üründül, mesut özdil, ugg çok rörerö, beğendiğiniz bedenlere istediğiniz ruhları koyup ona aşık oluyorsunuz, biber gazı, cop, yumurta, protesto, wikileaks, Haydarpaşa yangını..


Ben bu kadarını hatırladım, bundan başka aklınıza geliyosa bana ulaşın.

22 Aralık 2010

Mutlu Yıllar.

    Şunun şurasında yeni yıla neredeyse bir hafta kaldı, bütün marketler, mağazalar süslendi, istiklal her sene olduğu gibi ışıl ışıl oldu, herkeste bir yılbaşı heyecanıdır gidiyor. Bende kaptırıverdim kendimi ne yapayım di mi?
    Bide "Yeni yılın tüm insanlara sağlık, aşk ve para getirmesini diliyorum..." klişesini söylersem tamolacağını düşünüyorum.
    Neyse şimdiden Yeni yılınızı kutlarım.

Dipnot: Eğer hediye falan varsa tabii ki kabul ediyorum.

17 Aralık 2010

Söyliyeyim dedim.

Sen gittikten sonra sattım evi.  Hemde içindekilerle. Sonra bi daha hiç uğramadın Cihangir'e içimdekilerle.

1 Aralık 2010

Ben unutmadım.

Unuttun mu, bavulunu biz hazırlamıştık aşkın. Bütün sevgileri, saygıları, güvene dair ne varsa doldurmuştuk içine. Sonra fermuarını ortadan birleştirip kilit tutturmuştuk. İlk otobüsle cehennemin dibine yollamıştık unuttun mu?

25 Kasım 2010

Milyonlarca hayat, tek aşk.

    Hiç kimse aslında farklı değildir. Bütün insanlar doğar, büyür, aşık olur, ölür. Hep böyledir bu düzen. Ayrılıksa hele istisnasız hep aynıdır. Hiç bir zaman iki taraf aynı anda istemez ayrılığı. Öyle bile görünse istemez. Hep bir taraf daha daha fazla üzülür.
    Aslında arkada kalan ölür. Ve giden onu gömme zahmetine bile girmez. Aslında hiç bir yere giden de yoktur. Giden -ki aslında gitmez- ölünün çürümesini izler. Sadistlikten başka bir şey değildir bu. Asla unutulmak istemez. Her defasında kendini hatırlatmanın bir yolunu bulur. Egoistlikte bundan başka bir şey değildir zaten. İşte, sonuç olarak her aşk aynıdır. Her aşk cinayettir; bir ölen, bir katil ve geriye göz yaşı kalır.

20 Kasım 2010

Çok Kırgınım

Yürüdükçe arkamda kalan noktalar daha da küçülüyor.
Ben yürüyorum, onlar küçülüyor ve göz yaşlarım artıyor.
Oysa ben hep İstanbul uyurken çıktım sokaklara,
Ve yalın ayak usulca bastım uyanmasın kimseler diye.
Ama insanlar bencil, insanlar unutkan.
Bu sefer hepten yitirdiniz beni, hoşçakalın.

10 Kasım 2010

Bu çocuğu unutma.

Kimseyi dinleme Ata'm sen rahat uyu. Nasıl önceleri düzeldiysek, yine yapabiliriz. Bizim damarlarımızda senin asil kanın var çünkü. Ruhun şad olsun..

Bak arkandan ağlayan küçük çocuklar var;

video

8 Kasım 2010

Boşluk.

Çok beğendiğin kitabın son sayfasıymışım ben, hani hiç bitmesin istediğin hep sonunu merak ettiğin. Bilmelisin ki benim sonum boşluk...

4 Kasım 2010

Bakma Kör Olursun.

    Bakma ne olursun. Öyle bakma gözlerimin içine. Seni ağlatan bu sözcüklerin sahibi ben isem eğer, duyma ne olursun. Ne hazin değil mi? Önceler güldürürken, mutlu ederken şimdi ağlatıyor bu aşk.
     Sus.. Sus söyleme ne olursun, daha fazla yalan duyacak mecalim kalmadı.
    Gel, seveceksen yalansız sev ne olursun.
    Çıplak gözlerle bakma gönlüme, bakma kör olursun...

29 Ekim 2010

Yaşasın Cumhuriyet.

    Bu gün 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı. Tam 87 yıl önce bugün resmen "Türkiye Cumhuriyeti" kuruldu. Teşekkürler Ata'm. Evet, çok büyük bir şeref var içimizde. Bunun yanında birde bir vasiyet var. "Bu Cumhuriyeti sonsuza kadar devam ettirmek" üzerine.
    Çocukken, ellerimizde bayraklar, sokaklarda "yaşasın cumhuriyet" diye bağırarak gezerdik. Şimdi artık o bayraklar yüreğimizde. Ve inanıyorum ki yüreklerimizin var oldukça o bayraklar orada duracak. İçimde bir çocuk var, "Yaşasın Cumhuriyet" diye geziyor hala sokaklarda...

"Ey yükselen yeni nesil, istikbal sizindir. Cumhuriyet'i biz kurduk, O'nu yükseltecek ve sürdürecek sizlersiniz." M.K.Atatürk.

27 Ekim 2010

Ve beyaz en çabuk kirlenendir.

    Bembeyaz bir sayfa ayırdım senin için. Beyaz ve boş.
Sadece sağ üst köşesinde tarih var, ekinoks'umuzun. Ve martılar var içinde. Gülüşlerin, düşlerin ve gözlerin saklı.
    Ellerin kirlidir senin, yıka öyle dokun olur mu? Sahi ellerin beyazdı senin, nasıl bu kadar kirlettin
    Benden sonra kaç kirli vücuda dokundun ki? Beyaz bir sayfa veriyorum sana, ve ne kadar az kirletirsen bilirim ki,  az kirlenmişizdir biz. 

25 Ekim 2010

Siz hepiniz, ben tek.

    Şimdi kalkıyorum düştüğüm yerden. Üstüm başım toprak olmuş, dizlerim de kanıyor. Ama kalkıyorum işte. Yeniden koşacağım çünkü. Buna ihtiyacım var. Yolum uzun çünkü. Derin hayallere dalacak, pembe bulutlara uçacak, acıların üstüne doğru yürüyeceğim çünkü. Ve belki yine düşeceğim, sonra yine. Biliyorum, yolun sonu güzel, yolun sonu mutlu, yolun sonu o.
   Acılarım, hayal kırıklıklarım, umut yorgunluklarım, sizden korkmuyorum artık! Bana zulmü gösterenlerden de de! Hadi gelin üstüme! Siz hepiniz, ben tek!















(şarkı, bon jovi - it's my life)

21 Ekim 2010

Ekinoks.

21 Aralık, seni kaybettiğim gece.
En uzun.
En uykusuz gece.

18 Ekim 2010

Dinle.

Tuttum nefesimi.
Ölmeyi bekliyorum artık.
Zaten kalbimin hala yerinde olduğundan şüpheliyim.
Ve zaten akciğerlerimde birgün daha nefes alacak derman yok.
Biliyorum.
Senden sonra çok sigara içtim.
Lanet şey. Oda bitirdi senin gibi beni.
Kötülüklerin de olsa ana, anadır dedim alkole de başladım.
Üvey ana gibi harcadı beni.
Damarlarımdan kan yerine zehir geçiyor artık.
Ha, sorarsan bana nasılsın diye.
Alıştım derim.
Alıştım bitkisel hayata.
Hergün aynı şeyi yapıyorum.
Uyumuyor, içiyor, ağlıyor, aptalca da olsa bi mucize bekliyorum.
Yaşamak. Yalnız, sessiz, sensiz.
Tuttum nefesimi. Birazdan ölüyorum.



14 Ekim 2010

Bu gün.

Bu gün, aptal olduğumu bir kez daha kabul ediyorum.
Evet.
Ben bir mazoşistim kabul ediyorum.
Acı çekmeyi göze alıyorum çünkü.
Bu gün bütün kederlerimi unutup, belkide gelecek olan daha büyük kederlere doğru yürüyorum.
Karnıma defalarca tekme yiyorum ama sanki bundan haz alıyorum.
Bu gün sürekli bu şarkıyı dinliyorum.
Ve bu gün anladım ki aşık oluyorum.

11 Ekim 2010

derya baykal halt etsin nokta kom.

     Evet hanımlaaaar. A şey pardon başlıktan dolayı olsa gerek bir anda şaşırdım. Neyse gençler sizin için ne yapsam ne yapsam deyip duruyordum. Ve sonunda origami'yi buldum. Arada bir, nadiren ya da çook zaman sonra belki bir daha yaparız. Düzey geliştirir ve belkide bir gün kağıttan Justin Bieber yaparız. Ama şimdi sizlere kurbağa yapacağım, hemde zıplayan kurbağa.

     Sizin için yaptım, boyadım, kaş göz çizdim, zıplattım, bide fotoğraf çektim.
     Yahu benim gibi blogger daha nereden bulacaksınız bir tane daha hiç bilmiyorum.     Görüyorsunuz hep sizin için didiniyorum.
     Yapın sizde sanat yapın.
Bakın sizin için Türkçe'ye çevirdim yazılarını.
     Alın buradan yapıverin.

10 Ekim 2010

Gözüm Medyada.

Yazacak bir şey bulamayınca bende olan konulara el atayım dedim. Mesela medya. Evet daha önce denendi, evet herkesin yaptığı bir şey, evet bir sürü örneği var, hı hı, evet, hmm, doğru ama benimki ilk olacak. Yani ben ilk kez yazacağım. Hadi vira bismillah,
İlk olarak Okan Bayülgen'le başlayalım, dün programda ikinci çocuğunun ismini açıkladı. "Zeytinburnu". Bizim köyde böyle adama "eneee sapıtmış gari!" derler. Sıkıyorsa "Alibeyköy" koysun da görelim lan. Ya da "Avyansaray" falan. Yav vallahi bu ünlülerin halini pek iyi görmedim. Kaynak.
Eveet. Küçük Sırlar dizisiyle ününe ün katan Burak Özçivit ağabeyimiz, paparazilerden kaçmak için çok acayip, ultrasüpersonik bir yol bulmuş. Plaka olarak "34" değilde "35" kullanmaya başlamış. Böyle olunca hiç bir basın mensubu anlamayacak ve Burak ağabey klaksonunu öttüre öttüre yoluna devam edecekti. Hatta o plakayla yakalanınca "Kamufle olmak için İzmit plakasını seçtim. Bu şekilde daha rahat  edeceğim. Ama şimdi siz çektiniz, yine belli oldum. Olmazsa yine başka plaka alırım" demiş. Devam et koç. Hepimizmalız. Kaynak.
Reisicumhur, Hadise adlı Eurovision gazimizi 29 Ekim Cumhuriyet Bayramında Çankaya'da yapılacak resepsiyona davet etmiş. Buraya kadar her şey normal. Tüm prosedürler tamam, davet mail yoluyla yollanıyor oda tamam. Gelelim gurbetçi şarkıcımız Hadise'nin cevabına. Bakın üzerindeki tek bir virgülle bile oynamadan size sunuyorum. "29 Ekim’de Belçika’da işimiz var ; o yüzden rica etsek acaba Cumhurbaşkanı resepsiyonu 30 Ekim’e kaydıramaz mı?". Kaynak. 

8 Ekim 2010

Bin Yılın En Yalnız Kışı.

      Kış güzeldir ya. Huzur verir insana. Sokaklar bomboş olur. Sonra, insan aşık olmak istemez kışın. Soğuktur ya elini cebinden çıkarıp kimsenin elini tutmak istemez. Kalbi de soğur sanki. Isıtmak için kat kat giyinir ama bu sefer kalbi altta kalır. İşte bu yüzden kış aşkı diye bir şey yoktur ya. Bahar gibi değildir. Baharda sevmek ister insan. Sevip acı çekmek..
     Kış güzeldir ya. Kimseyi düşünmez insan soğukta. Kimseyi sevemez. Bu yüzden üzülemez. İyidir kış iyidir, kimse düşünmez o zaman beni. Yalnız kaldığım zamanlardır. Ağlasam yağmurla kamufle olur gözyaşlarım. Kahkaha atsam bastırır göğün gürültüsü gülüşümü..

5 Ekim 2010

Ben söyledim, kalem yazdı..

     Edebiyat yapmak zor iştir. Hele ki böyle bir zamanda daha da zor. Çünkü istenilmiyor, sevilmiyor ve hatta dışlanılıyor. İşte böyle bir zamanda yapmaya çalışıyorum ben edebiyatı kendimce. Ben seviyorum, yapmaya çalışıyorum. Kendime ait bir  kalemim var kimi zaman aykırı, kimi zaman uslu. Gerçekleri yazmaya çalışıyorum. Kendi gerçeklerimi. Kendi bahçemde sallıyorum salıncağımı. Kime ne zarar verdiysem kendime küfrederim.
     Kendi kalemim var dedim ya, işte öyleyim ben. Nasıl beğenirsem öyle yazarım, yani kimseye zorla beğendirecek halim yok. Beğenmezsem yazmam. Yazdıysamda silerim.
     Edebiyat benim gizli bahçem, 51. bölgem, İsviçrem. Yani tek kaçış yerim. Ne zaman birşeyler hissetsem hemen ya okurum ya da yazarım. Öyle boşaltırım içimi. Ya da öyle mutlu hissederim kendimi. 
     Edebiyat, benim için herşey. Okumak dinlendirir beni, uzaklaştırır bütün kötülüklerden. Bazen Kuyucaklı Yusuf olurum, bazen Ömer Hayyam, bazen Hamlet olurum bazen Canan Tan.
Ama hep kendim olurum. Çünkü okudukça kendimi bulurum.

4 Ekim 2010

belki de bir tırtıl rüyasıdır aşk, bir gün uçmak için bir ömür harcayacak...

2 Ekim 2010

Şiir.

Oku kadın.
Zamanında ne şiirler yazdım sana.
Değerini bilemedin, değerimi bilemedin.
Oysa aşktı senin adın.
Ve sendin o şiirleri yazdıran bana.
Bunu sen bile göremedin.
Ya da...
Okuma dur.
İncinirsin belki.
Eskiden üzülürdüm incinmene.
Yakardım herşeyi gözyaşı dökmene.
Şimdi mi?
Yo, yo. Ağla şimdi!
Oku ve ağla!
Nefretim bu sana.
Tamamı bile değil, özeti.

Ee şimdi ne oldu peki?
Nedir bu ilgiyle okumak.
Bitti demek mi yetmedi?
Aslında pek bişey de değişmedi.
Yine sensin şiirimdeki.
Ve nefretti yanındaki.
Oku kadın.
Yine yazarım ben sana.
Sana ve yalnızlığıma...

1 Ekim 2010

Okuyun. Okuyunca anlarsınız zaten. Sevdiğim bir dizideki çocuğun sözleri bunlar.



İnsanın içinde saklanan korkunç hayvanla, o akşam ilk defa kendi ailemle tanıştım.
Yuvalarından fırlamış gözleri, öfke içinde uzayan boyunları, şişen damarları ilk defa o zaman gördüm.
Gırtlak parçalayan ürpertici haykırışları ilk o zaman işittim.
Aynı manzaralarla daha sonra da karşılaştım.
Büyüdükçe insan alışıyor.
Belki de büyümek diye bu alışmaya diyorlar.
Ne zaman bağıran, ağlayan, haykıran, öfkeli insan görsem bu hayvanla ilk defa karşılaştığım an ki dehşeti, tedirginliği hatırlarım.
Belki de, belki de bu yüzden bir yanım hep çocuk, hep suçlu kaldı.




30 Eylül 2010

Duracağım burada... Gidişini seyredeceğim..! Kıpırtısız sakin gibi görüneceğim. Kavgasız olacak fırtınasız olacak. Saçma sapan olacak, Organlarım birbirine vuracak.. Arkandan sessiz bakacağım.. Ben yine salağı oynayacağım..!

28 Eylül 2010

Bir Karikatür.

  Penguen dergisinin bu perşembe çıkaracağı haftalık derginin kapağıdır. Tam bir sanat eseridir. Olağan üstüdür. Minimal çalışmaların sürreal olarak perspektifini biz sanat severlere zekice göstermiştir.  Fevkaladenin fevkidir.
İn English; Extraordinary.
En Français: Extraordinaire.
İn İtaliano: Straordinario
Neyse abartmıyım...

27 Eylül 2010

Gidiyorum, kaldığım yere.

  Uykum gelmek üzere, rutin kederli düşünce zamanı yani.. Bugün ki bi başka, bugün ki geçen zamana, kaybolan yıllara, gelecek yıllara... Düşünürken istemeden yaşlar akıyor gözümden. Neyseki karanlıktayız. Görünmüyorlar...

  Gidişler geliyor aklıma. O kadarçok var ki. Kimi giderken üzdü, kimi çok sonra.. Çok giden oldu çook.. Her seferinde bi darbe, her seferinde 2 kat acı. Her gidiş ama her gidiş ağlatır insanı. Ağladıkça öğrenir bazı şeyleri. İçi acıya acıya deneyim kazanır.

  Kimi hüngür hüngür ağlar kimi bellice, kimi kuytuda ağlar gizlice. Kimi içine ağlar, kimi sözlerle ağlar. Yazılara, dizelere, şarkılara döker. Ama herkes ağlar.

Zaten büyüdükçe ağlıyor, ağladıkça büyümüyor mu insan?

  Ve sonra gidişler gelicek hatrına. Ama sende gideceksin. Kimse her zaman aynı yerde kalamaz. Kimi çocukluğunda kalır, kimi ilk aşkında, kimi askerlik arkadaşında.

  Bir gün hepimiz bir yerlere gideceğiz. Oraya ya da buraya, öyle ya da böyle. İstesekte gidicez istemesekte. Hemde ağlaya ağlaya...


24 Eylül 2010

Aşk'la Ayrılık Arası Kaç Vesait?

     Daha yeni buluşmalarına rağmen evlerine gidip, odalarına çekilince birbirlerini düşünmeye başladılar.

     Genç kız aşık olmaya başladığını düşünüyordu. Onu bu kadar seveni daha bulamamıştı sanki dünya üzerinde. Sanki bu kısacık zamanda ona sadakati, aşkı ve mutluluğu öğretmişti. Kimilerinin koca bi ömür boyunca öğrenemediği bi şeydi bu. Kolay değildi. Sanki güvenmek kelimesi onunla birlikte yaratılmıştı. Büsbütün kendini verebilirdi ona. Vericekti zaten. Böyle olacaktı bu. Başka bi açıklaması yok. Ayrılmıyacaklardı. Sevgisi sonsuza kadar yetebilirdi. Sevecekti onu. 

     Oğlansa, kızın ona Allah tarafından bi lütuf olduğunu düşünüyordu. Sanki kainatın en büyük heykeltıraşı en büyük sanat eserini koymuştu önüne. Bedenin her yeri özenle yaratılmış sanki. Bakmaya doyulmaz bi sanat eseri. Elini tuttuğunda bulutlarda hissediyordu kendini. İlk kez öpüştüklerinde dudakları alevden yanmak üzereydi. Kalbi yerinden fırlayacaktı sanki. Yoktu bunun herhangi bi tanımı. Tir tir titremek, midesinde kelebekler uçuşmak, açlığını hissetmemek, bütün aşk tanımları onun için vardı. 

     Ertesi sabah uyandıklarında kız, ben senin hayatının neresindeyim diye sordu şımarık bir edayla. Aslında cevabı tahmin edebiliyordu ama sordu öylesine. Oğlansa şu mesajı attı ona;
     "Uyandığım her sabah varlığına şükrederek başlıyorum güne, aşkın sıcaklığı içimi öyle ısıtıyor ki sana gelen yollar buzdan olsa çekinmem, varlığın içimi öyle kapladı ki yarın ne olucaz, ne yapıcaz  nerdesin diye sormuyorum kendime. Çünkü biliyorum. Aklımdasın, kalbimdesin, içimdesin."
     Ama nedense fazla uzun sürmedi bu aşk. Nasıl böyle büyük hisler anlamadığımız şekilde bitti? Genç kızın ayrılık açıklaması şöyle cevabı size bırakıyorum.
     "Sevgin beni çok korkutuyor. Gün geçtikçe daha çok bağlanıyorsun bana. Aslında bu çok güzel bi şey. Ama nedense bu bağ beni ittiriyor. Sen bana bağlandıkça ben senden uzaklaşıyorum. İlerde bir gün ayrılırsak kendine birşey yapmandan korkuyorum. Bu yüzden, henüz aşkın daha da çok büyümeden ayrılmak istiyorum."
Şimdi ne mi oldu? Oğlan, kıza karşı hala hala dünyanın en büyük aşkını ama aynı zamanda dünyanın en büyük nefretini yaşıyor. Kız ise, başkalarında bulmaya çalışıyor aynı hissi, ama bulamıyor.
Çok yakından hissetiğim bi aşktı bu, hiç bitmeyecek gibi geliyordu. Bitti ama sevgili okurlar. Böyle bi aşk bile bitiyorsa varın diğerlerini siz düşünün. 


23 Eylül 2010

Şeytanın Asansör Fantazisi.

Haftanın filmleri arasında bu filme rastladım. Adı "Şeytan". Ama başlıktaki isim(ki benim bulduğum isimdir kendisi) daha güzel. Korku filmlerini severim bilirsiniz. Aşağıda fragmanı var. Konuda şöyle;
Baba şimdi 5 tane şahıs sıradan bi günde her gün yaptıkları gibi asansöre biniyo. Ama bugün o diğer günlerden farklı bi günmüş meğer. Çünkü aralarından biri ibliiiiss! Kör şeytan bizimkileri asansörde yakalıyo olaylar minicik bi asansörde gelişiyo. (Gel de bin artık asansöre!) Türü: Gizem, gerilim, korku. Cahilliğime verin oyuncuları tanıyamadım, bu yüzden ooo şu oynuyo diyemiyorum. Fragmandanda yararlanabilirsiniz. Bide detaylı bilgi için buyara tıklatabilirsiniz..


Yayınladıktan sonra aklıma gelen dipcik not: Hacı ya şu korku filmlerinde, hatta fragmanlarda bile ki şu alttakinde de var, hani gerilimli sahnelere ninni gibi piano müziği koyuyolar ya amaç ne ki? Dengesiz misiniz oğluum? Geriliyim mi? Onu mu dinliyim? 


Saygılar,
Sevgiler,
Umut Tangüler..

22 Eylül 2010

Haftanın şarkısı "Kaçak - Silahlı ve Tehlikeli", biraz sert bi sound'u var. Türkçe heavy metal kanımca. Gece gece dinledim kendime geldim yav. Ohh açıldım. Scream bile yaparım ama komşular ayaklanır..

21 Eylül 2010


Şimdi size kendi beğenilerimden bahsedicem. Diziler, filmler, kitaplar, dergiler, müzik, hobiler vs..

  Dizilerle başlıyalım. Türk dizilerinden çok yabancı dizi izlerim. Heroes, Dexter, Doctor Who, Unnatural History, Glee.. Türk dizileri olarak, Öyle bir geçer zaman ki, Yahşi Cazibe.

  Filmler desen, korku filmlerini severim özellikle psikolojik korku filmlerine bayılırım. Heleki Robert De Niro'nun da baş rol aldığı Hide and Seek filmine bayılmıştım. A Nightmare on Elm Street serisinin hastasıyım. 2010 yapımını kaç kez izledim kim bilir.

  Kitaplar desen, korku-gerilim(özellikler s.king), fantastik(Hunger Games serisini önerim), macera romanları. Nazım Hikmet, Cemal Süreyya ve Sunay Akın şiirleri okurum. Kişisel Gelişim kitaplarından haz etmem.

  Aylık Blue Jean dergisi alırım. Head Bang'ini genelde abim okur.Haftalık Penguen takipçisiyim. Haliyle en çok takip ettiğim karikatürist Erdil Yaşaroğlu ve Selçuk Erdem. Bide netten takip etmek üzere Umut Sarıkaya.

  Müzik, Kesha, Katty Pery ve Lady Gaga öncelikli pop ve elektronik pop. Paramore, Linkin Park, 30 second to Mars, Bon Jovi ve Glee Müzikleri. Türkiyeden, Yasemin Mori, Teoman, Şebnem Ferah, Özlem Tekin, Kolpa, Mor ve Ötesi. Pop tarzında ise Hande Yener.

  Radyo da dinlerim. Aslında sürekli olarak tek radyo kanalını takip ederim. Gerisi arada müzik dinlemek için. Dinlediğim radyo programı Matrax.

  Çok fena Twitter hastasıyım.

  Bi arkadaşımla her hafta aynı gün Sirkeci'de ki Burger King'e gider, her hafta aynı yere oturur, her hafta aynı menüyü yeriz. Hiç sıkılmayız. Ordan İstiklal'e kadar yürür. Green Peace'cilerle muhabbet ederiz. Kiliselere gireriz. Sonra eve döneriz. Bunu her hafta ama her hafta yaparız. Çok severiz.

  Bide son olarak İngilizcem iyidir. Büsürü yabancı arkadaşım vardır nette. Ama gel gör ki turistlerle konuşurken heyecan basıyo. Hi bile diyemiyorum. Sonrada bi bakıyorum adama Türkçe öğretiyorum.

Neyse, bitti. Bu kadar. Hoşçakalın...
Hakkımda bölümünü tamamen değiştirdim. Daha bi samimi oldu sanki. Daha bi  benden oldu sanki. Sevdim onu. Öperim onu.

20 Eylül 2010

Reklamlaaaar. MTV EMA.

Yetişin a dostlar! 
Mtv Ema Ödülleri için oy zamanı başladı. Gene 80 tane dalda aday gösterilmiş lady gaga. Benim biricik Ke$ha'm ise 2 dalda aday. Şimdi bunları kazanması suçmu yani. Hadi dostlar el birliği ile kazandıralım ödülleri. Yardım edin de kazansın. Aslında böle el pençe divan duruma gerek yok da benim pimpirikliğim.

Hadi Türkiye Rotamız Ke$ha, Yükümüz Oy!

 Oy vermek için adres;

Dipcik Not : Sayfayı açınca sağ altta bulunan "vote"lere tıklatın. Ardarda birden fazla oy kullanamıyosunuz. F5 yapın bi daha verin. Ke$ha bana bunun için para vermedi. Herşey sevgi için.
Saygılar...
daha demin çok cool blog sitesi olan tumblr açmaya çalıştım, hatta açtım güzelce hazırladım tema falan mis. ama sonra sen geldin aklıma ve vazgeçtim. seni severim bilirsin classic blogger.
"bugüngerikalanhayatımınilkgünü"ymüş...peh!

16 Eylül 2010

Uzayda Aşk.

     Uzay yazıma dayamadım bi yazı daha yazıyım dedim.
Uzaay. Ne ki bu uzay? Ne var ki onda? Harbi uzaylı var mı ya?

     Var mı yok mu bilmem ama; " Kimi geceler penceremden uzayı seyrederim. Uzayın adını ben koymadım. Uzayın adını yıldızlar, gezegenler kendi aralarında kararlaştırmışlar. Rahatlatır beni o. Bütün yağmurlar, uzayın derinliklerinden gelip yağar diye düşünürüm. Yağmurlar başka galaksilerden gelip yağar. Romantizme uyum sağlamak için de değil. Öyle. İşin gerçeği budur. Yağmurlar, bu dünyaya ait sanma."
Bide uzaylısı var oraların. Yeşil, iri gözlü, koca kafalı, çirkin bişey diyolar haklarında. Bence sevimliler. Ha bi de zekiler. Abi bi sürü filmde görmedin mi teknolojilerini?
     
     Bide bu dünyadaki uzaylılar var. Bende flama tutuyorum en önde, bide @handeyenerr, bide büşra, bide hani küçükken bidizi vardı ya alf. 
     Bide kemal doğulu var oda potansiyel uzaylı. Uzaylıları bilmez ama uzayı bilirmiş. Danışabilirsiniz ha. Geçen sene diyoduki ;
Neyin telaşı bu yasalar / Boşuna bence bu tasalar / Birileri var mı bilmem ama / Bence uzayda aşk var…


Bak dinle diye şarkıyı koydum;

15 Eylül 2010

Uzaylı.

Açıklıyorum.
Tema'mı bir şarkıdan etkilenerek değiştirdim!
Ve bi açıklama daha. Şarkı Hande Yener'in. Sonraki açıklamam şarkının ismi.

"Uzaylı." 

Güzel, eğlenceli, kıpır kıpır, yazın bitmesini istemeyeceğimiz şarkılardan biri. Dinle dinle bıkmıyorum. Hatta haftanın şarkısı yaptım sizde dinleyin emi?.

He unutmadan sözlerinide yazıyim..

Çabuk aşkım zaman kalmıyor artık,
Sözüm geçmiyor artık kalbime bırak aşkım,
Masal sökmüyor artık,
Lüzum görmüyor artık kendine..

Ben elimden geleni yapacaktım, yaptım..
Sen ateşe kalbimi atacakken tam suyla ne yaptın?

Kalacaksın ya da gideceksin,
Bana, bir şekilde yetişeceksin.
Sana bu dünya aynıysa hala,
Bana uzaylı diyeceksin.

12 Eylül 2010

Yaftalanmak kaçınılmaz sondur..!

      Boykot diyen herkesi PKK'lı, hayır diyeni CHP'li, evet diyeni AKP'li ilan eden yaftacı, cahil kafa daha kaç parçaya ayıracaksınız insanları?


     ◘ Başörtülü üniversitelilerin eylemine katılp, eğitim hakkı engellenemez dediğimde şeriatçı, ramazan davulu rahatsız edebilir dediğimde ateist.. 

     ◘ Özgün müzik dinliyorum dediğimde komünist, Türkçe çok önemli, ülkenin kültürünü koruyalım dediğimde ülkücü, faşist...

      Travesti ölümüne itiraz edip, cinsel yönelimlere karışmak, öldürmek yakışıksızdır dediğimde gay...

     ◘ Bazı komplo teorileri üretip şaka yapınca İsrail ve Amerikan ajanı, Irak'ta insanlar ölürken Bush'a saydırınca ABD düşmanı...

     ◘ Yaftalayan, yaftalamakla kalmayıp bunun internette dedikodusu yapanların yazdıklarına denk gelince "sen falancıymışsın" denmesi üzüyor bazen.

     ◘ Kendi doğrularını oluşturmuş, dik kafalı, bir yere ait olmayan, bağımsız birey olmanın sonuçlarıdır bunlar. Yaftalanmak kaçınılmaz sondur. 



9 Eylül 2010

İyi Bayramlaar.

Aç susuz bi ayı da bitirdik. Bundan gayrısı yemek zamanı. Hatta istediğimiz kadar yiyelim artık. Şaka bi yana ramazan bitti ve bayram geldi.

     Artık eski neşesi yok tabii. Çocukluk bayramlarım çok farklıydı. Alırdım elime bi torba arkadaşlarla bütün komşuların kapısına gider şeker toplardık. Kimi para verirdi kimi şeker. Hatta mendil veren yaşlı bi teyzemiz bile vardı. Sonra liste yapardım kim para verir kim vermez. Para göz bi çocuk değildim ama bayramda verilen harçlık bi ayrı oluyodu yahu.

     Bayramdan önce aldığımız bayramlıklarımla uyurdum arife geceleri. Çok dikkat ederdim onlara. Kimse yaklaşamaz efendii.

     Bayram sabahı Barış Abi'min şarkısıyla uyandırırdım evdekileri.

     Bayramlarımızın çoğunu İstanbul'da geçiriyoduk ve çok az akrabamız yakınlarda. Yani bi babaannemle anneannemle doğrudüzgün bayram geçirmemişimdir çocukluğumda. Şimdi hak yememek lazım son senelerde ordayız. Neyse her şeye rağmen güzel bayramlar geçirdim. Öylede devam eder umarım.

     Bugün bayram erken kalkın emi çocuklar? Üzmeyelim Barış Abi'mizi..

Herkese iyi bayramlar. Sağlıcakla.. (:

4 Eylül 2010

Öl dedi.

     Bi hikaye anlatmak isterim. Mutluluğu arayan adamın hikayesi...


     Mutlu olmak için elinde bir sürü sebebi olan ama yetinemeyen bi adam varmış. Yılbaşı gecesi bi dilek dilemiş. "Aşk.!" Bi o eksikmiş hayatında. Bilmez ki acısını, zehirden beter acısını..
Ertesi gün melekler dileğini duymuş ve ona çok gülmüşler. "Aşk istiyor ha? Delirmiş bu!" demiş bi melek hatta. Aşkın en ağırı verelim de görsün diye gülüşmüşler. 


     15 gün sonra biri ile tanışmış. Güzel mi güzel bi kızla... Dilek dilediği meleklerden biri sanmış onu. Yanıldığından haberi yok zaar. Gel zaman git zaman aşkın, kapağı açık kalmış kola gibi tadı tuzu kaçmaya başlamış. Sıkıntılar, acılar boy göstermiş aşk bahçelerinde, oysa bizimki o bahçeye ne güller ekmişti elleri kanaya kanaya.. Ve gün gelmiş çekilmez olmuş bu acı. Aşk adamı ya! Yedirememiş aslında ayrılığı, ne kadar acı çeksede bitmesin demiş. Ama bitmiş işte. 


     E hani mutluluğu arıyodun? Ne getirdi ki aşk sana be adam? Bu hikaye burda bitermi? 
Bitmemiş de zaten. Aylar sonra bizim melek görünümlü şeytan ablamız geri gelmiş. Seviyorum demiş. Seninim demiş kandırmış bizimkini. Bi umut yine başlamış aşkın yolunda yürümeye. Aşksa eğer bu. Değilmiş tozlu topraklı keçi yoluymuş. Daha 20 adım olmadan takılmış düşmüş kafa üstü. Düşmüş de aklı başına gelmiş. Taş sandığımız şey çelme imiş meğer.


     Sonra mı? Sonrası yara bere içinde kalkmış ve koşarak ordan uzaklaşmış bizimki. Ve bi daha onu o yol üzerinde asla görememişler.
      Aşka tövbe etmiş. Mutluğu içinde keşfetmiş. Sevdikleriyle başka bi tali yolda devam etmiş...


Soranlara tek bi şey söylemiş aslında. İşte şu dizeleri;

Gelsene dedi bana,
Kalsana dedi bana,
Gülsene dedi bana,
Ölsene dedi bana,

Geldim
Kaldım
Güldüm
Öldüm..!

Bu hikayeyi çelme takan meleğe ithaf ediyorum.
Demişti ki ben neden yokum blog'unda. Burdasın işte!
Hemde oscar'lık başrol oyunculuğunla.

1 Eylül 2010

Ayarsız Ayrılık.

     Ayrılık.. Ah.. Ayrılık. Ne zor şeydir bi şeyden, hele ki sevdiğin bişeyden ayrılmak. Ne olursa olsun...
Ne yazsam boş gelecektir belki, ne yazsam farklı gelecektir birilerine. Herkesin acısı tasası kendine çünkü. Ve ne kadar çok şey yazıldı kim bilir? Şarkılaaar, şiirler... 
  
     Hani Sezen bir şarkısında diyordu ya: "Gökte ay ondört ben dolunay,bana ayrılığı sordular.Dedim afet, dedim yangın, dedim kar, dedim adet aşkı vururlar.."


Ayrılık ne yamandır ki; ölümden bile beter tutulur. "Ölürüm de ayrılmam!" ne çok kullandığımız bi cümledir. Oysa ayrılmamak için illa ölmek mi gerekir?


     Beraberken kıymetini bilmediğimiz çok şey, ayrılınca kıymetlenir gözümüzde. Oysa bilsek değerini birbirimizin, ayrılık mı lazım anlamak için?


Kaybetmesek birbirimizi.
Yarım kalmasak çaresizce... 
Ayrılmasak... 
Ayrılmasak...

21 Ağustos 2010

Çocuk.

Ben ölmeden önce çocuk olmak istiyorum” demiştim ona. Çocuk olmak istiyorum, hala.
Dünyaya ve üstündeki her şeye çocukluğumun büyülü ışığıyla bakmak istiyorum yeniden.

Beni karıncalarla, taşlarla, böceklerle eşitleyen o ışık gözlerimi bürüsün…

16 Ağustos 2010

Aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?



Yarından itibaren son kulaçlar atılacak kuyruğa doğru. Yüzücez yüzücez sonuna  gelicez 7 ay sonra ösym maratonunun.

Dile kolay 7 ay sonra 1., 9 ay sonra 2. sınavla birlikte biticek tüm lise hayatı.. Üniversiteli olma yoluna giricez. 

Yavv durun daha hedefim yok benim bile diyemeden hurra bi hedef arayışı içerisinde buldum kendimi. Umarım aklıma yatan fevkaladenin fevki olmasa bile beni mutlu edicek bişeyler bulurum.

Oyy oy.. O dediler, bu dediler, saçma dediler, gerekli dediler, dediler dediler ama hepside bu sınava girdiler. Sonra kimi açıkta kaldı konuşmaya devam etti, kimi bi yere yerleşti ve sustu. 

Napcen gari gardeş sende girivecen bildiini çözüvecen sonasında çıkıvecen..

Ama illa hayaaaaar hayatımız 3 saatlik bişiye bağlııa diyosan al nil - yaş 18.

Diğil diğil hayatın senden başka hiçbişiye bağlı diğil. Sen kendin istersen astronot olursun , istersen dipnot olursun.. Yeterki çalış. Çalışki başar. Başarki hayatın güzel olsun. Böle böle gider en sonunda mutlu olursun. Güzin abla gibi konuştumda bende çalışmalıyım.

Aaa evet ben çalışmaya gidiyorum. Çoook çalışıcam ben hadi cut.

9 Ağustos 2010

Büyüdük be işte.!

Bi' yaşıma daha girdim. Kutlu olsun yeni yaşım.

18 yaşıma girdiğimdenmidir bilmem canım sıkıldı bugün. Reşit olmak can sıkıcı bişey mi ki? Oy da kullanabilirim, +18 korku filmlerinede girerim. Hatta TV programlarının canlı yayınlarına telefon bağlantısı bile yapabilirim artık.

Ama beni mutsuz eden ve nedenini çözemediğim bişey var. Artık çocuk olamayacağım. Çocuksu heveslerim, sevinçlerim olmayacak artık. Ucuz bi oyuncağa bile mutlu olamıyacağım. Geleceği düşünmek zorunda kalacağım. Hayatımı kazanmak                                                 zorunda kalacağım.
Büyüdük be işte.!

Hayatın bana hazırladığı en ekonomik dayak paketinden tokatlar yiyeceğim. Neler neler göreceğim kimbilir. Çocukken hayal ettiğim dünyanın "sadece" hayallerden ibaret olacağını ama her fırsatta da o yaz kış bacasından duman çıkan dağların derelerin güzel çiçekli ormanların içindeki çizdiğim eve kaçmak isteyeceğim.

Şimdiden bunları düşünüp gençlik hayallerimin içine etmiş olabilirim ama gerçek bunlar. He tabi iyi yanlarıda çok ama ne bilim işte. Acısıyla tatlısıyla büyüyoruz. Ve geleceğimi düşünmek zorundayım.

Çoook çalışmam gerekiyo anne çoook ..

31 Temmuz 2010

Onlar "love" derler bizim sevdamıza...

     Aştan bahsedesim var uzun zamandır...

Nedir aşk? Var mıdır? ya da var mı sanırız?

"Aşk, beğendiğimiz bedenlere kendi hayalimizdeki ruhları koymaktır." demiş şair mesela.. Öyle midir sahi?

     Aşk, her neyse yada yalansa ve yahut hiç yoksa bile dünyadaki milyonlarca kişiyi ya mutlu etmiş ya da hüzne boğmuştur.. Aslında aşk yoktur sözü insanların aşkının bitişindeki kendini mutlu etmeleri için söyledikleri bencilce bir yalanda olabilir. Çünkü onlarca şair, onlarca sanatçı aşkın çok ekmeğini yedi.
Aşk üzerine binlerce kitap yazıldı. İki beden arasında bu çekim aşk'mıdır yoksa başka şey mi bilemem ama ; eğer aşkı iki bedende yaşayabiliyorsa mutluluktur aşk.

     "Aşk eski bir yalan, Adem'le Havva'dan kalan.."  aslında bir nevi doğrudur bu söz. Aşk, Adem'le Havva'dan beri vardır. Ta o zamandan beri şaşırtır insanı. Hatta "elma" yemek gibi hatalara bile yok açar.

     Sahi ne çok örnek vardır aşk üzerine.. Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Romeo ile Juliet ve daha bir çok. Hepsi kanıtlar bize aşkın gücünü, belki hemen hemen hepsi üzücü bir sonla bitse bile biliriz sonsuzdur onların aşkları. Hepimiz özeniriz onlara. Derinden bir ah çekeriz belki..

Bu günlerde öyle aşkları yalnızca kitaplarda görüyoruz. Zaman geçtikçe aşkların eski büyüklüğü kalmadı. Ama aşk her zaman baki kalacak.

Zaten aşkı sadece beşeri aşkla tanımlamak yanlış olur. Aşkın hiç bir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. İlahi aşkında bi çok örneği vardır. Mevlana Celadettin Rumi gibi mesela.. Yalnızca Türkiye'de değil bütün dünyada biliniyor artık o.

Aşk acıtır mı, aşk öldürür mü, aşk gerçek midir, aşk yalanın ta kendisi midir, aşk mutluluk mudur, mutlu olmak mıdır bilinmez ama, Aşk hayattır. Bu bilinen tek şeydir... Saygılar.




Onlar love derler bizim sevdamıza. 
Olsun...

Lav’dır her iki dilde de aşk!


Onlar yapabilmeyi ‘can’ arkasına saklar, 
Bizler ruh doldururuz canla maharetlerimize ustaca!
Elbette bende sevebilirim eğer can varsa lavında!



26 Temmuz 2010

Kandiil.



3 aylarda olduğumuzu kandillerden anlıyor olmalıyız 
çünkü miraç kandilinin üzerinden daha bikaç hafta anca geçti..
Bugün günahlarımız beraat eder ve biz affolurmuşuz.
Umarım hepimizin günahları affolur .
Hayırlı Kandiller (:

25 Temmuz 2010

Bu Bi' Veda.

     Sanırsamdır bayadır yazamıyorum. Çünkü çok geçerli sebeplerim var benim. Stajım başladı, klavyem bozukdu, internetim bunalımda ve miniğmum şeyler..

     Hafta başında stajım başladı 20 Ağustosa kadar devam edicek. Bu süre zafında size yazı yazmaya çalışıcam tabii :)

     Sonraa ya benim klavyem bozuldu ve ben onu tamir etmek isterken dahada batırdım. Artık hiç çalışmıyo çok seviyodum ben onuu. İlk göz ağrımdıı - aslında göz ağrısı neden sevilir bilmem, ağrı kötü bişi diğilmi ya? -

Önce 5 tane harfim çalışmadı sonra annem dediki aç bak .. Neden aza kanaat etmemki. Nolcak yani onlar çalışmasa.. Açtım bak içine hiç bişi yok tekrar kapadım vidaları sıktım bilgisarayıma taktııııım ama çalışmadıı. Sonra ben 2 gün klavyesiz dolandım. Öle bakmayın ne çektiğimi ben bilirim. En sonunda komşudan bi fincan klavye istedimde olay tatlıya bağlandı.

     Ama eski klavyemden ayrılmak çok zor oldu be. Onca yaşanmışlık, onca emek, onca temas, onca bağ, onca yakınlaşma.. Herşeyimdi o benim. Kimseye dokunmamıştım ona dokunduğum kadar. Çok naziktik birbirimize karşı. Ben önce kibar parmak ucu dokunuşlar yapardım ona oda benim 3 yeşil gözüyle karşılardı sonra sadece num lock kalırdı ama olsun. Seviyoduk birbirimizi herşeyimi bilirdi, görürdü. Çok özlicem seni...

    Şimdi konşudan aldığım emanet olduğu herhalinden belli koca ve kasvetli klavyem var. Ona hiçbişi anlatmıcam. Eskisine söz verdimdi.

    Yalnız yeni dokunuşlar, yeni heycanlar, yeni bekleyişler bekliyo beni. Bakalım bunla ne yazılar yazıcam. Yazıcam yazıcaaaam :) Bekleyin...

21 Temmuz 2010

Sivrisinek


Daha demin bir sivrisineği köşeye sıkıştırdım
ama öldürmedim çünkü benin kanımı taşıyordu.
 Baba dedi, sarıldım ağladım...

18 Temmuz 2010

Ego.

Hep ben deriz.

     Önemli olan aynada baktığımızda gördüğümüzdür hep. Hayaller kurar, planlar yaparız kendimiz için. Oysa yokmudur bi diğeri?

     Hep kendimiz için çalışırız. Kendimize kazanırız. Kendimiz için başarırız. Oysa yokmudur bi değeri?

     Hep kendimizi kandırırız, öyle olmasak bile öyle olduğumu sanırız, gerçeklerden doğrulardan kaçınırız. Hep mükemmel olduğumuzu, hep en iyisini hakkettiğimizi düşünürüz. Hiç bir hatayı, hiçbir kusuru kabul edemeyiz. Herşeyin en iyisine layiğiz. Oysa yokmudur bi gereği?

     Herşey hakkında yorumumuz vardır. Hep konuşuruz. Kimi zaman spor yorumcusu oluruz, kimi zaman devlet başkanı. Hep emirler yağdırırız. Aslında su içmek için bile ayağa kalkmaz istemeyiz. Keşke biri getirse deriz. Konuşurda, konuşuruz. Boş kalmaz asla etrafımız, herkeze diyecek bişeyimiz vardır.

     Herkez insandır. Herkez eşittir özünde. Ama sadece laftır bu. Aslında hep onlardan öndeyizdir. Ya bi adım ya da onlarca kilometre.

     Sonra her kelimemizde ben vardır. Ben seviyorum, ben yapıyorum, ben ediyorum, ben biliyorum, ben yazıyorum, ben okuyorum, ben güzelim, ben yakışıklıyım... Ben varya başka kimse umrumda değil. Kendime yeterim. 


     Oysa "ben"in yanında "sen" vardır, "o" vardır, "biz", "siz", "onlar"..
Onların hiç mi değeri yokdur.
Nereye kadar devam eder bu dev aynası sevdası..
Nereye kadar bu ego...

15 Temmuz 2010

Küçük Prens.


…büyükler sayılara bayılırlar. 

yeni bir arkadaş edindiniz diyelim; onun hakkında hiçbir zaman asıl sormaları gerekenleri sormazlar. 
sesi nasıl?” demezler örneğin, ya da “hangi oyunları sever? kelebek koleksiyonu var mı?” diye sormazlar. onun yerine, “kaç yaşında?” derler. “kaç kardeşi var? kaç kilo? babası kaç para kazanıyor?“ancak bu sayılarla tanıyabileceklerini sanarlar arkadaşınızı.

…eğer büyüklere, “güzel bir ev gördüm, kırmızı tuğlalı; pencerelerdinden sardunyalar sarkıyor, damında ise kumrular var” derseniz, nasıl bir evden söz etmekte olduğunuzu bir türlü anlayamazlar. ne zaman ki onlara “yüz milyonluk bir ev gördüm” dersiniz, işte o zaman size;
oo, ne kadar güzel bir evmiş!” derler gözlerini koca koca açıp.

13 Temmuz 2010

Engel.

Bu aralar bişey yazamıyorum. Anca bazı şeylerden etkilenince duygularımı dışa vuruyorum. Demin yeni akbil tanıtımı yapılırken bi engelli - aslında bunu demek istemiyorum -  bu akbili daha çok sevdiğini, engelliler için daha kolay olduğunu söylüyordu.

 Çok etkilendim. Ben engelliyim diyodu. Sen engelli değilsin dedim içimden onlar engelli, sana bu engeli koyanlar engelli.

Bende bilmiyorum aslında onların ne durumda olduklarını sadece geçen sene ayağım kırılmıştı ve geçici engelli statüsüne konulmuştum. Zor geliyo aslında insanların bakışları. Utanıyo, sıkılıyo, üzülüyo insan.. Bide acınmak istemiyolar kendince, kızıyolar onlara acıyanlara.

Mesela bi laf vardır ; İnsanın bi uzvu çalışmayınca diğerinin gücü artarmış. E benim ayağım tutmuyosa ben sınırlandırılmalı mıyım. Ya senden daha zeki isem?

Bunun en belirgin örneği geçen haftalarda da Disko Kralı'na çıkan Zekeriya Ünal. Doğuştan engelli. 20 yaşında ama yaşına göre küçük bi bedeni var. Bu yüzden yaşının gerektirdiği gibi davranamıyor. Ama gel gör ki çok zeki. Adı gibi. Ben bu adamı ve bunun gibi binlercesini "engelli" diye bi kenara atmayı istemiyorum.

Engel onlar için bi yol bile yapmayanlar. Engel hükümet..