29 Ekim 2010

Yaşasın Cumhuriyet.

    Bu gün 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı. Tam 87 yıl önce bugün resmen "Türkiye Cumhuriyeti" kuruldu. Teşekkürler Ata'm. Evet, çok büyük bir şeref var içimizde. Bunun yanında birde bir vasiyet var. "Bu Cumhuriyeti sonsuza kadar devam ettirmek" üzerine.
    Çocukken, ellerimizde bayraklar, sokaklarda "yaşasın cumhuriyet" diye bağırarak gezerdik. Şimdi artık o bayraklar yüreğimizde. Ve inanıyorum ki yüreklerimizin var oldukça o bayraklar orada duracak. İçimde bir çocuk var, "Yaşasın Cumhuriyet" diye geziyor hala sokaklarda...

"Ey yükselen yeni nesil, istikbal sizindir. Cumhuriyet'i biz kurduk, O'nu yükseltecek ve sürdürecek sizlersiniz." M.K.Atatürk.

27 Ekim 2010

Ve beyaz en çabuk kirlenendir.

    Bembeyaz bir sayfa ayırdım senin için. Beyaz ve boş.
Sadece sağ üst köşesinde tarih var, ekinoks'umuzun. Ve martılar var içinde. Gülüşlerin, düşlerin ve gözlerin saklı.
    Ellerin kirlidir senin, yıka öyle dokun olur mu? Sahi ellerin beyazdı senin, nasıl bu kadar kirlettin
    Benden sonra kaç kirli vücuda dokundun ki? Beyaz bir sayfa veriyorum sana, ve ne kadar az kirletirsen bilirim ki,  az kirlenmişizdir biz. 

25 Ekim 2010

Siz hepiniz, ben tek.

    Şimdi kalkıyorum düştüğüm yerden. Üstüm başım toprak olmuş, dizlerim de kanıyor. Ama kalkıyorum işte. Yeniden koşacağım çünkü. Buna ihtiyacım var. Yolum uzun çünkü. Derin hayallere dalacak, pembe bulutlara uçacak, acıların üstüne doğru yürüyeceğim çünkü. Ve belki yine düşeceğim, sonra yine. Biliyorum, yolun sonu güzel, yolun sonu mutlu, yolun sonu o.
   Acılarım, hayal kırıklıklarım, umut yorgunluklarım, sizden korkmuyorum artık! Bana zulmü gösterenlerden de de! Hadi gelin üstüme! Siz hepiniz, ben tek!















(şarkı, bon jovi - it's my life)

21 Ekim 2010

Ekinoks.

21 Aralık, seni kaybettiğim gece.
En uzun.
En uykusuz gece.

18 Ekim 2010

Dinle.

Tuttum nefesimi.
Ölmeyi bekliyorum artık.
Zaten kalbimin hala yerinde olduğundan şüpheliyim.
Ve zaten akciğerlerimde birgün daha nefes alacak derman yok.
Biliyorum.
Senden sonra çok sigara içtim.
Lanet şey. Oda bitirdi senin gibi beni.
Kötülüklerin de olsa ana, anadır dedim alkole de başladım.
Üvey ana gibi harcadı beni.
Damarlarımdan kan yerine zehir geçiyor artık.
Ha, sorarsan bana nasılsın diye.
Alıştım derim.
Alıştım bitkisel hayata.
Hergün aynı şeyi yapıyorum.
Uyumuyor, içiyor, ağlıyor, aptalca da olsa bi mucize bekliyorum.
Yaşamak. Yalnız, sessiz, sensiz.
Tuttum nefesimi. Birazdan ölüyorum.



14 Ekim 2010

Bu gün.

Bu gün, aptal olduğumu bir kez daha kabul ediyorum.
Evet.
Ben bir mazoşistim kabul ediyorum.
Acı çekmeyi göze alıyorum çünkü.
Bu gün bütün kederlerimi unutup, belkide gelecek olan daha büyük kederlere doğru yürüyorum.
Karnıma defalarca tekme yiyorum ama sanki bundan haz alıyorum.
Bu gün sürekli bu şarkıyı dinliyorum.
Ve bu gün anladım ki aşık oluyorum.

11 Ekim 2010

derya baykal halt etsin nokta kom.

     Evet hanımlaaaar. A şey pardon başlıktan dolayı olsa gerek bir anda şaşırdım. Neyse gençler sizin için ne yapsam ne yapsam deyip duruyordum. Ve sonunda origami'yi buldum. Arada bir, nadiren ya da çook zaman sonra belki bir daha yaparız. Düzey geliştirir ve belkide bir gün kağıttan Justin Bieber yaparız. Ama şimdi sizlere kurbağa yapacağım, hemde zıplayan kurbağa.

     Sizin için yaptım, boyadım, kaş göz çizdim, zıplattım, bide fotoğraf çektim.
     Yahu benim gibi blogger daha nereden bulacaksınız bir tane daha hiç bilmiyorum.     Görüyorsunuz hep sizin için didiniyorum.
     Yapın sizde sanat yapın.
Bakın sizin için Türkçe'ye çevirdim yazılarını.
     Alın buradan yapıverin.

10 Ekim 2010

Gözüm Medyada.

Yazacak bir şey bulamayınca bende olan konulara el atayım dedim. Mesela medya. Evet daha önce denendi, evet herkesin yaptığı bir şey, evet bir sürü örneği var, hı hı, evet, hmm, doğru ama benimki ilk olacak. Yani ben ilk kez yazacağım. Hadi vira bismillah,
İlk olarak Okan Bayülgen'le başlayalım, dün programda ikinci çocuğunun ismini açıkladı. "Zeytinburnu". Bizim köyde böyle adama "eneee sapıtmış gari!" derler. Sıkıyorsa "Alibeyköy" koysun da görelim lan. Ya da "Avyansaray" falan. Yav vallahi bu ünlülerin halini pek iyi görmedim. Kaynak.
Eveet. Küçük Sırlar dizisiyle ününe ün katan Burak Özçivit ağabeyimiz, paparazilerden kaçmak için çok acayip, ultrasüpersonik bir yol bulmuş. Plaka olarak "34" değilde "35" kullanmaya başlamış. Böyle olunca hiç bir basın mensubu anlamayacak ve Burak ağabey klaksonunu öttüre öttüre yoluna devam edecekti. Hatta o plakayla yakalanınca "Kamufle olmak için İzmit plakasını seçtim. Bu şekilde daha rahat  edeceğim. Ama şimdi siz çektiniz, yine belli oldum. Olmazsa yine başka plaka alırım" demiş. Devam et koç. Hepimizmalız. Kaynak.
Reisicumhur, Hadise adlı Eurovision gazimizi 29 Ekim Cumhuriyet Bayramında Çankaya'da yapılacak resepsiyona davet etmiş. Buraya kadar her şey normal. Tüm prosedürler tamam, davet mail yoluyla yollanıyor oda tamam. Gelelim gurbetçi şarkıcımız Hadise'nin cevabına. Bakın üzerindeki tek bir virgülle bile oynamadan size sunuyorum. "29 Ekim’de Belçika’da işimiz var ; o yüzden rica etsek acaba Cumhurbaşkanı resepsiyonu 30 Ekim’e kaydıramaz mı?". Kaynak. 

8 Ekim 2010

Bin Yılın En Yalnız Kışı.

      Kış güzeldir ya. Huzur verir insana. Sokaklar bomboş olur. Sonra, insan aşık olmak istemez kışın. Soğuktur ya elini cebinden çıkarıp kimsenin elini tutmak istemez. Kalbi de soğur sanki. Isıtmak için kat kat giyinir ama bu sefer kalbi altta kalır. İşte bu yüzden kış aşkı diye bir şey yoktur ya. Bahar gibi değildir. Baharda sevmek ister insan. Sevip acı çekmek..
     Kış güzeldir ya. Kimseyi düşünmez insan soğukta. Kimseyi sevemez. Bu yüzden üzülemez. İyidir kış iyidir, kimse düşünmez o zaman beni. Yalnız kaldığım zamanlardır. Ağlasam yağmurla kamufle olur gözyaşlarım. Kahkaha atsam bastırır göğün gürültüsü gülüşümü..

5 Ekim 2010

Ben söyledim, kalem yazdı..

     Edebiyat yapmak zor iştir. Hele ki böyle bir zamanda daha da zor. Çünkü istenilmiyor, sevilmiyor ve hatta dışlanılıyor. İşte böyle bir zamanda yapmaya çalışıyorum ben edebiyatı kendimce. Ben seviyorum, yapmaya çalışıyorum. Kendime ait bir  kalemim var kimi zaman aykırı, kimi zaman uslu. Gerçekleri yazmaya çalışıyorum. Kendi gerçeklerimi. Kendi bahçemde sallıyorum salıncağımı. Kime ne zarar verdiysem kendime küfrederim.
     Kendi kalemim var dedim ya, işte öyleyim ben. Nasıl beğenirsem öyle yazarım, yani kimseye zorla beğendirecek halim yok. Beğenmezsem yazmam. Yazdıysamda silerim.
     Edebiyat benim gizli bahçem, 51. bölgem, İsviçrem. Yani tek kaçış yerim. Ne zaman birşeyler hissetsem hemen ya okurum ya da yazarım. Öyle boşaltırım içimi. Ya da öyle mutlu hissederim kendimi. 
     Edebiyat, benim için herşey. Okumak dinlendirir beni, uzaklaştırır bütün kötülüklerden. Bazen Kuyucaklı Yusuf olurum, bazen Ömer Hayyam, bazen Hamlet olurum bazen Canan Tan.
Ama hep kendim olurum. Çünkü okudukça kendimi bulurum.

4 Ekim 2010

belki de bir tırtıl rüyasıdır aşk, bir gün uçmak için bir ömür harcayacak...

2 Ekim 2010

Şiir.

Oku kadın.
Zamanında ne şiirler yazdım sana.
Değerini bilemedin, değerimi bilemedin.
Oysa aşktı senin adın.
Ve sendin o şiirleri yazdıran bana.
Bunu sen bile göremedin.
Ya da...
Okuma dur.
İncinirsin belki.
Eskiden üzülürdüm incinmene.
Yakardım herşeyi gözyaşı dökmene.
Şimdi mi?
Yo, yo. Ağla şimdi!
Oku ve ağla!
Nefretim bu sana.
Tamamı bile değil, özeti.

Ee şimdi ne oldu peki?
Nedir bu ilgiyle okumak.
Bitti demek mi yetmedi?
Aslında pek bişey de değişmedi.
Yine sensin şiirimdeki.
Ve nefretti yanındaki.
Oku kadın.
Yine yazarım ben sana.
Sana ve yalnızlığıma...

1 Ekim 2010

Okuyun. Okuyunca anlarsınız zaten. Sevdiğim bir dizideki çocuğun sözleri bunlar.



İnsanın içinde saklanan korkunç hayvanla, o akşam ilk defa kendi ailemle tanıştım.
Yuvalarından fırlamış gözleri, öfke içinde uzayan boyunları, şişen damarları ilk defa o zaman gördüm.
Gırtlak parçalayan ürpertici haykırışları ilk o zaman işittim.
Aynı manzaralarla daha sonra da karşılaştım.
Büyüdükçe insan alışıyor.
Belki de büyümek diye bu alışmaya diyorlar.
Ne zaman bağıran, ağlayan, haykıran, öfkeli insan görsem bu hayvanla ilk defa karşılaştığım an ki dehşeti, tedirginliği hatırlarım.
Belki de, belki de bu yüzden bir yanım hep çocuk, hep suçlu kaldı.