29 Mayıs 2011

Son Müzik.

    Gramofona üzerindeki yazıları okuyamadığı bir plağı takmış yaşlı adam, koltuğuna yaslanmış ve gözlerini kapamış. Önce keman girmiş, sonra çello, sıra sıra bütün enstrümanlar. İhtiyar hala hatırlayamamış çalan müziği. Zamanında hiç aklından düşürmediği müziği.

     Ufak bir kalp sızısından sonra sözler girmiş müziğe. Bir şans daha istiyor Tanrı'dan. Daha yeni anlamışken hayatı, burda bitsin istemiyor. Çok yanlışı, çok hatası varmış ondan bahsediyor. Telafi etmesi gerekiyormuş.

    Sonra fark ediyor ki adam, bunlar şarkı sözleri değil. Kendi ağzından dökülen, kendi sözleri. Hatırlıyor çünkü şarkıyı. Henüz 10 yaşlarında, babasının bu şarkıyı dinlerken ağladığını anımsıyor. Şarkı yitip giden zamanı anlatıyor. Beyhude geçen yılları...

    Bir sızı daha giriyor kalbine, sonra sol kolu uyuşuyor. Müzik devam ediyor. Özürler, yeminler devam ediyor. Adamın gözleri kapalı mıydı? Karşısında ki çocuk kim? Başkaları da var. Karısı mı o? Hepsi gelmişler.

    O giderken, hepsi gelmişler. Herkes giderken o gelmemişti...

22 Mayıs 2011

Sabah olmuş.

Uykumun en tatlı yerini sana ayırırdım.
Gecenin bi yarısı uyanır, sana oradan bi' parça koparırdım.
Hayallerin, rüyaların, kabuslarınla hep oradaydın.
Elimi tutsan ateşin yakar, bir adım ötede kalbim buz tutar.
Yüzünün her çizgisini ezberledim rüyalarda.
Yüzünü zaten sadece orada görür oldum, rüyalarda.
Benliğini iliklerime kadar hissettiğim,
Aşkının bana dalga dalga geldiği tek yer.
Rüyalar.
Aşıklığı yüzüme vurur,
Şarkılar.
Kulaklarımda hep aynı şarkı,
"Rüyalarda buluşuruz, bu şarkıyla kavuşuruz."
Ama bazen, bazen diyorum ki, nafile.
Ömrün bitecek bu aşk ile.
Bazen uyanıyorum rüyalardan,
Ve hayatın akışına bırakıyorum kendimi.
Hiç uyumayacakmışcasına...
Gördüğüm en güzel rüyamdın,
Günaydın.

8 Mayıs 2011

Desem ki.

İçimde dinmeyen bir aşk var. Dinmesin istediğim. Oksijen kadar gerekli gördüğüm. Defalarca öldüğüm. Yanıp, yanıp söndüğüm bir aşk var.
Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.
Yüzlerce kez deneyip bırakamamak aslında bir mağlubiyettir. Sen de yaşıyorum bunu. Hayatımın en güzel mağlubiyeti. En güzel yenilgi, en güzel aşk. Gözümden akan yaşlarım adresi biliyor. Sana akıyorlar.
Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
Bazen kalbimin bir ramazan davulu olduğunu düşünüyorum. Seni gördüğünde çarpışları heybet kazanıyor.
Desem  ki...
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini, 
Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Ve inan ki bu aşk, bu sevda benimle toprağa girecek sevgilim. Ben öleceğim, son sözüm; bir Allah, bir de sen olacak. Eğer senden önce ölürsem, gökyüzüne bak, hep oradan seni izliyor olacağım.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.