27 Eylül 2011

Bakıyorum boş sayfaya saatlerdir. Sana bişeyler yazmalıyım ya. Aklımdan binlerce şey geçiyo. Tam kalemi değdiriyorum sayfaya. Cızz ediyo içim. Yazma onularla geçiyo saatlerim.

Ne yazıyım ki.

Kahverengi bi kazak almıştım sana. Çok yakışmıştı be. O kadar olurdu yani. Sahi hala giyiyo musun onu?

Nerden geldi aklıma şimdi. Boşver onu da, şey geldi aklıma.

Dünyayı gezicektik seninle. Önce kendi ülkemizden başlıyalım diyodun sen. Bi karadeniz turu istiyodun. Sonra pamukkale, sonra nevşehir, sonra mardin...

Hiç birine tek gidicek cesaretim yok benim şimdi, biri çıkıp gidelim diyecek diye ödüm kopuyor.

Senin olduğun şehir bana huzur veriyo.

Aynı kuşları görüyoruzdur diyorum, aynı otobüse bineriz belki.

Hep o büfeciden alıyorum gazeteleri, hep bulmaca sayfalarını ayırıyorum sana ...

Bak neler yazıcaktım buraya. Yine seni yazdım. Yine yandım.

11 Eylül 2011

Gitmek değildi yaptığın...

Neye dayanarak gittim diyorsun ki? Nereden gittin? Eğer benden gittiğini düşünüyorsan, hiç gitmedin. Sesin gitmiştir, sevgin gitmiştir. Sen hiç gitmedin. Hep içimde kaldın. Kimi zaman böğrüme oturdun, kimi zaman gözlerimden süzüldün. Ama hep buradaydın, sol yanımda. Gittin mi sanıyorsun sahiden? Gözümü kapattığımda karşıma ilk çıkan kim o zaman? Gidemedin sen, istedin gitmeyi ama ben izin vermedim. Nasıl izin verirdim ki? Ölmek üzere olan bi hastanın fişini çekmek, yaşama ihtimali olsa da görmezden gelmek değil mi bu? Ya ben seninle geldim, ya sen hiç gitmedin sevdiğim.

6 Eylül 2011

Okudum ve kabul ediyorum. ✔

Hani bilgisayar programlarının kullanım koşullarını hiç okuman kaydediyoruz ya.
Bence aşkında öyle bir kullanım koşuları var ve biz onu hiç okumadan "Kaydet ve Aç." yapıyoruz.
Ya da ilaç prospektüsleri.
Belki de kıyafetlerimizin yıkama ve kullanma talimatları.
Oysa okusak belki başımıza bu kadar iş gelemeyecek. Belki bu kadar yükün altında kalmayacaz.
Belki "tersten yıkayın" yazıyodur, biz onu ihanetlerle kirletirken.
Ya da "yan etkileri" binlercedir, biz umursamazken.
Yahut "çocukların ulaşamayacağı yerlerde saklayın" yazıyordur, biz onu çoluk çocuğa düşürmüşken.
"Oda sıcaklığında muhafaza edin" yazıyorda olabilir, biz 100 derecede kaynatırken.
Arka cildi okunmadan alınmış kitap gibi.
Okusak ya aşkı bi kere.
Yazsak, not alsak ya.
Yansak ya oda sıcaklığında.

22 Ağustos 2011

Sensizlik öldürür.

Bu gün ters yüzdüm o sularda.
Bu gün öldüm çünkü.
Öldükten sonra mı dokunmalıydı ellerin?
Dokunmak için ölmeli miydim?
Öldüm.
Bi fanusa hapsettiğin balıktım.
Severek, heyecanla aldığın.
Sonra yüzüne bakmadığın.
Suyun üstüne çıkışlarım hep yüzünü görmek istememdi.
Havamdın sen. Yemimdin.
Değmedi gözlerime gözlerin.
Öldüm.
Şimdi mi istiyosun açmamı gözlerimi?
Oysa hep seninle okyanusta yüzmeyi hayal ettim.
Yunuslar bize şarkı söylerdi.
Bu gün açılmıyor kanatlarım.
Tam önüne düştüm.
Öldüm.
O kafese hapsettiğin kuştum.
Arada kapısını açtığın, uçmayı unutmuş o kuş.
Oysa uçmayı hayal ettim seninle beyaz bulutlar arasında.
Bulutlar yatağımız olurdu.
Öldüm işte.
Balığın, köpeğin, kuşun,
Aşktan hızlı giden kurşun.
Nasıl olursa öldüm.
Yanıma o kullanmadığın kalbini de göm.

22 Temmuz 2011

Bu gün ceplerine baktım yüreğimin, inan bomboştu.

Herkes mi giderdi?
Kalan tek kişi bile mi olmazdı?
Bomboştu cepleri,
Her giden bi'şeyler götürmüş ondan.
Elleri yoktu birine dokunacak,
Gözleri yoktu bi' başkasına bakacak,
Dili yoktu yardım isteyecek.
Büyük bi' savaştan çıkmış gazi,
İnan ölümden kötü bu hal.
İnan nefes almak bile zor, ya kal ya bu canı sen al.
İkimiz de biliyoruz sen de gideceksin. Herkes gibi.
Ama, ama kalacaksan.
Elleri ol ki yalnız sana dokunsun,
Gözleri ol ki aynaya baktığında seni görsün,
Dili ol ki dünyanın en güzel sesi yanından ayrılmasın.

30 Haziran 2011

Ben mi nasılım?

İyiyim.
Tatil oldu ya, hep evdeyim işte.
Televizyon, bilgisayar gidiyorum.
Telefonu attım bi kenara bulamıyorum.
İyiyim ama.
Gözlerimin altına bakma sen, uykusuzluktan.
Evet, biraz uyku problemim var.
Günlük yazıyorum öyle. Söyleyemediklerimi yazıyorum.
Öyle kendime kızıyorum falan.
Seni. Seni de yazıyorum ama kızma.
İyiyim. Yazdıkça iyi oluyorum.
Her gün bi kaç film izliyorum. Üçü beşi geçiyo.
Başım çok ağrıyo ama iyi geliyo.
Unutuyorum bi süreliğine.
Unutmuyorum aslında, diyorum bizde film olabilirdik.
Diyorum şu çocuktan daha çok sevdim onu.
Diyorum onlar bile kavuştu.
Mutlu sonda bile ağlıyorum.
Mutsuz sonuma ağlıyorum.
İyiyim, iyiyim, iyiyim.
Değilim. Yalnızca kendimi kandırıyorum.

29 Mayıs 2011

Son Müzik.

    Gramofona üzerindeki yazıları okuyamadığı bir plağı takmış yaşlı adam, koltuğuna yaslanmış ve gözlerini kapamış. Önce keman girmiş, sonra çello, sıra sıra bütün enstrümanlar. İhtiyar hala hatırlayamamış çalan müziği. Zamanında hiç aklından düşürmediği müziği.

     Ufak bir kalp sızısından sonra sözler girmiş müziğe. Bir şans daha istiyor Tanrı'dan. Daha yeni anlamışken hayatı, burda bitsin istemiyor. Çok yanlışı, çok hatası varmış ondan bahsediyor. Telafi etmesi gerekiyormuş.

    Sonra fark ediyor ki adam, bunlar şarkı sözleri değil. Kendi ağzından dökülen, kendi sözleri. Hatırlıyor çünkü şarkıyı. Henüz 10 yaşlarında, babasının bu şarkıyı dinlerken ağladığını anımsıyor. Şarkı yitip giden zamanı anlatıyor. Beyhude geçen yılları...

    Bir sızı daha giriyor kalbine, sonra sol kolu uyuşuyor. Müzik devam ediyor. Özürler, yeminler devam ediyor. Adamın gözleri kapalı mıydı? Karşısında ki çocuk kim? Başkaları da var. Karısı mı o? Hepsi gelmişler.

    O giderken, hepsi gelmişler. Herkes giderken o gelmemişti...

22 Mayıs 2011

Sabah olmuş.

Uykumun en tatlı yerini sana ayırırdım.
Gecenin bi yarısı uyanır, sana oradan bi' parça koparırdım.
Hayallerin, rüyaların, kabuslarınla hep oradaydın.
Elimi tutsan ateşin yakar, bir adım ötede kalbim buz tutar.
Yüzünün her çizgisini ezberledim rüyalarda.
Yüzünü zaten sadece orada görür oldum, rüyalarda.
Benliğini iliklerime kadar hissettiğim,
Aşkının bana dalga dalga geldiği tek yer.
Rüyalar.
Aşıklığı yüzüme vurur,
Şarkılar.
Kulaklarımda hep aynı şarkı,
"Rüyalarda buluşuruz, bu şarkıyla kavuşuruz."
Ama bazen, bazen diyorum ki, nafile.
Ömrün bitecek bu aşk ile.
Bazen uyanıyorum rüyalardan,
Ve hayatın akışına bırakıyorum kendimi.
Hiç uyumayacakmışcasına...
Gördüğüm en güzel rüyamdın,
Günaydın.

8 Mayıs 2011

Desem ki.

İçimde dinmeyen bir aşk var. Dinmesin istediğim. Oksijen kadar gerekli gördüğüm. Defalarca öldüğüm. Yanıp, yanıp söndüğüm bir aşk var.
Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.
Yüzlerce kez deneyip bırakamamak aslında bir mağlubiyettir. Sen de yaşıyorum bunu. Hayatımın en güzel mağlubiyeti. En güzel yenilgi, en güzel aşk. Gözümden akan yaşlarım adresi biliyor. Sana akıyorlar.
Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
Bazen kalbimin bir ramazan davulu olduğunu düşünüyorum. Seni gördüğünde çarpışları heybet kazanıyor.
Desem  ki...
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini, 
Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Ve inan ki bu aşk, bu sevda benimle toprağa girecek sevgilim. Ben öleceğim, son sözüm; bir Allah, bir de sen olacak. Eğer senden önce ölürsem, gökyüzüne bak, hep oradan seni izliyor olacağım.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.

21 Nisan 2011

İnsanlık ölçü birimleri.

İnsanların ihtiyaçları var olduğundan beri vardır ölçü birimleri. Bir avuç, bir karış, bir hektar, metrekare, litre...
Ve itiraf edemesek de insanların da birbirini ölçtükleri ölçü birimleri var işte.
Kimi güven, kimi aşk, kimi aile, kimi dost birimleri ile ölçer insanlar insanları.
Haddim değil ama işte bilmeyenler için insanlık ölçü birimleri;

Güven: Aslında sadece adının verdiği bi' rahatlamadır. Güven çok geniş bir kavramdır. Nedir ki güven.  "- O benim paramı çalmaz ona güvenirim." midir? Güven sadece para çalmak mıdır? "- Ona güvenelim mi?" diye sorulduğunda, "- Abi onunla ortak iş yaptık, tutmadı ama güvenilir" midir bir tek. Nedir ben de tanımlayamadım, üzgünüm. Ama güven sadece bundan ibaret değildir.

Aşk: Aşk metre, kilometre gibi kalıcı olamamıştır hiç bir zaman. Yaradılıştan beri form değiştirmiştir. Hiç de sayılmamıştır. 3 ay mıdır? Yo. Aşkın tesiri her bünyede farklıdır. Kiminde 3 gün, kiminde müebbet. Aşkın bitişi de müthiş ızdırap vericidir. Salaksın ya, inanmamayı seçersin. Ama kabak gibidir. Karşındadır.

Aile: Doğduğumuzda önümüze konulan bir kuraldır aile. Bak anne, bak baba, bu da kardeş. Kural ya, uymalısın. Çaren yok. Ama bütün insanlık ölçü birimlerini içinde taşır aile. Aşktır annen, güvendir baban, dosttur kardeş. Hepsini bir evin içinde öğrenebilirsin aslında. Bir de arkadaş vardır. Çok iyi arkadaş, en iyi arkadaş. Zamanla kardeş olabilirler onlarda. Ailendir onlar da.

Aslında 3 tane değil bunlar. En temelleri, en yüceleri bunlar. Bunlar görünmese de; bin kilometreden daha uzun, bin tondan daha ağırdır yüreğimizde. En çok kullanılan ölçü boyumuzu için metre değil, bunlardır.

26 Mart 2011

Umut.

Bazen adıma yakışmayacak şeyler yapıyorum, bazen umudumu tamamen yitiriyorum.
Bazen de adımdan sıkılıyorum, yalanlıyorum, umut diye bi' şey yok. Umut kendini kandırmak, yalanlamak, derler ya umut fakir ekmeği. Evet umut fakir ekmeği, kuru bi' ekmek.
Bazen de adım haklı çıkıyor başlattığım savaştan. Diyor ki ben varım. Diyor ki ben yoksam sen de yoksun. Diyor ki sen yoksun. Ama ben zorum, sen ise kor.


19 Mart 2011

İçimdekiler;

Aşk, yalan, korku, savaş, açlık, tsunami, deprem, libya, fransız uçakları, şeytanın uşakları, düşman, kitap, sansür, dijitürk, blogger, edebiyat, ygs, telefon, uyku, hırsız, adalet, imei, aşağıdakiler, ceza, dargın, oyun, şarkı, internet, ders, yemek, coca colanın sırrı, arefin sırrı, radyo, kapı, küresel ısınma, radyasyon, greenpeace, almanya, resim, kalem, pencere, sigara, ipad, dersane, ev, blackberry, şans, zaz, kıyafet. BİTTİ.

20 Şubat 2011

Renk Körü.

    Rengarenk bir sevda vermiştim ellerine. Dünyanın en canlı renklerini bir araya getirmiştim, gözlerini alabilmek için. Sırf gözlerin için gök kubbenin 7 rengini çalmıştım.

    Yeşil doğayı, mavi denizi, sarı güneşi, gök kuşağını serdim ayaklarına.

    Hepsinden özür dilerim. Ayaklara serilmesi gerekeni seçememişim. Benim yüreğim yangın kırmızısıymış ama sen renk körüymüşsün.

16 Şubat 2011

Geniş Zamanlar.

    Gözlerimi açmak istemediğim zamanlar biliyorum. Senin yanımda olmadığın ve sadece gözlerimi kapadığımda karşımda belirdiğin zamanlar. Hayalinle yetindiğim zamanlar tanıyorum ve onlarla mutlu oluyorum. Yanındayken gözlerimi bile kırpmazken; sen yokken gözlerimi açmıyorum.

     Seninle vedalaştıktan sonra hemen seni özlediğim anları anımsıyorum. Geri dönüp baktığımı, keşke hiç bitmeseydi dediğimi duyuyorum.

    Bir tek seni seviyorum demene muhtaç olduğum anları düşünüyorum. Dediğin anda göklerde olduğum dakikaları anımsıyorum.

    Ve sana bunları yazdığımı hayal ediyorum sevgilim. Senin bunlardan haberin yokken okusaydı beğenir miydi'lerle rüyalara dalıyorum. Seni seviyorum bilmeni çok istiyorum.



7 Şubat 2011

Yitirmeden zamanı.

    Yaklaşık 3 saat önce bu şarkıya karşılaştım ve bu ana kadar onu bilmem kaçıncı kez dinlemişimdir. Sözleri dokunuyor insana. Haftanın şarkısı olmuştur, dinleyebilirsiniz. Ayrıca Defne Joy'un ölümü hakkında hiç bir şey demeden; arkasında bıraktıklarına ithaf ediyorum.

Durup düşünmeye zamanın olur mu?
Yitirmeden anlamaz insan
Sevdiklerin yolun sonunda
Sarıl her fırsatında o insana,
Arkasından ağlayan olma
Geri getirmez çok ağlasan da
Durur, durur belki başucunda
Annen baban kendi çapında
Abin bile kırk yedi yaşında
Ömür, ömür sanki bi kara kutuymuş
Günü gelince herkesin açılmış
Ama sorarsan hep geç kalınmış
Güzel günlerimizin bittiğini sanma
Belki bir daha böylesi olmaz
Ama her bi gün güzel aslında
Yakın durmanın zor olduğu ortada
Uzak olmak her zaman en kolay
Ama en zoru yalnız olunca
Uyur… Uyur belki hep yanında
İlk sevgilin kendi solunda
Her hatıra asılı duvarında.




3 Şubat 2011

Sen.

Hayal edemeyeceğin kadar çok sevdim seni. Hayal etmeyeceğin kadar. Hayal kadar.
    Oysa benim hayallerim bile senle süslüydü. Sen, tek kaçış noktamdın benim, sığınağım, gözümü kapadığımda gördüğüm tek şey. Annemdin, babamdın, kardeşim, sevgilim, çocuğum, herşeyimdin ben senin gözünde bir hiçken.

    Eskiden hayallerimdin evet. Ama şimdi değişen bişey yok. Hayallerimin başındaki keşke'den başka...

28 Ocak 2011

Gitme.

    Gözlerimi her kapadığımda o an geliyor aklıma sen gidiyorsun ve ben hiç bir şey yapamıyorum. Sen gidiyorsun ve  ben öyle kalakalıyorum. Sanki tek gitmiyorsun da  ruhumu yanında götürüyorsun, bedenim ruhsuz kalıyor ve ben kıpırdayamıyorum. Nefesim, nefes alamıyorum. Ayaklarım karıncalanmış, kulaklarım adımlarından başka her şeye tıkanmış ve dilim gitme dememeye yeminler etmiş. Gitme demek istiyorum, kal, bu gecede uyu yanımda, dilim düşman olmuş beynime söylemiyor.

    Sonra, sonra yalnız yürüyorum uzun sokaklar boyunca. Kendime küfrediyorum önce, sonra sana sonra aşkımıza sonra dünyaya, anneme, babama herkese. Bir mektup yazmak istiyorum, sonunda yaşamıma son vermem gereken mektup. Sana hiç ulaşamayacak. Sadece "Seni seviyorum, gitme." yazmak istiyorum.

20 Ocak 2011

"Kaybettik severken, yorulduk denerken, bana sabır dilerdin, sen pes ettin benden erken."

19 Ocak 2011

    Kalbimin üstünde büyükçe bir boşluk kaldı sanki, adın silindi bir boşluk kaldı yerine. İsminin yaldızlı harfleri gözlerimi kamaştırmıyor artık, adeta acıtıyor. Gömdüm onları ve arkama bakmadan uzaklaştım oradan.

15 Ocak 2011

Açık Mektup.

     Sana bunları o kapıyı vurup gitmeden söylemek isterdim sevgilim.

  Şu bir türlü sevemediğin küçücük yüreğim senin kocaman aşkını taşımaya direniyor hala. Temeli zarar gören köprü gibi üzerinden defalarca geçmeni görmezden geliyor. Silahını bırakmayan asker gibi bırakmıyor gözlerini zihnimden.


  Senin ise şehit mezarını yoldan geçerken ziyaret eden yolcu gibi burnun sızlıyor sadece. İşte yüreğim bunu anlamayacak kadar salak! Neşteri içimde kalan açık kalp ameliyatın başarısız oldu. Bari parmak izini esirgeme benden. Çünkü aşksız geçen günlerimi canlı geçirmedim hiç. Ölmemek için son umut parçası onlar...

5 Ocak 2011

Konu: Zaaf.

    Daha önce hiç bir şeye ya da birine karşı zaafınız oldu mu hiç? Hem defalarca sözler verdiğiniz hem de onu görünce tüm sözlerden vazgeçtiğiniz başka bir şey gördünüz mü? Mesela tamamen unuttuğunuz eski sevgilinize karşı olan zaafınız durur mu aylarca içinizde. Hani unutmuşsunuzdur, öyledir, ne halt yerse yesindir ama onun adını bile duymak yeterdir ya. İşte zaaf tamda böyledir.

    Zaaf insana hiç olmayacak şeyler yaptırır. Bile bile ateşe atmaktır kendini. Aptal olduğunu, ruh hastası olduğunu binlerce kez kendine itiraf etmektir zaaf. Zaaf o'dur. O'da kalpteki onlarca spazmdan sadece biridir. Ve sen burada onsuz dakikaları sayarken, o orada saat kaç farkında değildir. Böyledir.