30 Eylül 2010

Duracağım burada... Gidişini seyredeceğim..! Kıpırtısız sakin gibi görüneceğim. Kavgasız olacak fırtınasız olacak. Saçma sapan olacak, Organlarım birbirine vuracak.. Arkandan sessiz bakacağım.. Ben yine salağı oynayacağım..!

28 Eylül 2010

Bir Karikatür.

  Penguen dergisinin bu perşembe çıkaracağı haftalık derginin kapağıdır. Tam bir sanat eseridir. Olağan üstüdür. Minimal çalışmaların sürreal olarak perspektifini biz sanat severlere zekice göstermiştir.  Fevkaladenin fevkidir.
İn English; Extraordinary.
En Français: Extraordinaire.
İn İtaliano: Straordinario
Neyse abartmıyım...

27 Eylül 2010

Gidiyorum, kaldığım yere.

  Uykum gelmek üzere, rutin kederli düşünce zamanı yani.. Bugün ki bi başka, bugün ki geçen zamana, kaybolan yıllara, gelecek yıllara... Düşünürken istemeden yaşlar akıyor gözümden. Neyseki karanlıktayız. Görünmüyorlar...

  Gidişler geliyor aklıma. O kadarçok var ki. Kimi giderken üzdü, kimi çok sonra.. Çok giden oldu çook.. Her seferinde bi darbe, her seferinde 2 kat acı. Her gidiş ama her gidiş ağlatır insanı. Ağladıkça öğrenir bazı şeyleri. İçi acıya acıya deneyim kazanır.

  Kimi hüngür hüngür ağlar kimi bellice, kimi kuytuda ağlar gizlice. Kimi içine ağlar, kimi sözlerle ağlar. Yazılara, dizelere, şarkılara döker. Ama herkes ağlar.

Zaten büyüdükçe ağlıyor, ağladıkça büyümüyor mu insan?

  Ve sonra gidişler gelicek hatrına. Ama sende gideceksin. Kimse her zaman aynı yerde kalamaz. Kimi çocukluğunda kalır, kimi ilk aşkında, kimi askerlik arkadaşında.

  Bir gün hepimiz bir yerlere gideceğiz. Oraya ya da buraya, öyle ya da böyle. İstesekte gidicez istemesekte. Hemde ağlaya ağlaya...


24 Eylül 2010

Aşk'la Ayrılık Arası Kaç Vesait?

     Daha yeni buluşmalarına rağmen evlerine gidip, odalarına çekilince birbirlerini düşünmeye başladılar.

     Genç kız aşık olmaya başladığını düşünüyordu. Onu bu kadar seveni daha bulamamıştı sanki dünya üzerinde. Sanki bu kısacık zamanda ona sadakati, aşkı ve mutluluğu öğretmişti. Kimilerinin koca bi ömür boyunca öğrenemediği bi şeydi bu. Kolay değildi. Sanki güvenmek kelimesi onunla birlikte yaratılmıştı. Büsbütün kendini verebilirdi ona. Vericekti zaten. Böyle olacaktı bu. Başka bi açıklaması yok. Ayrılmıyacaklardı. Sevgisi sonsuza kadar yetebilirdi. Sevecekti onu. 

     Oğlansa, kızın ona Allah tarafından bi lütuf olduğunu düşünüyordu. Sanki kainatın en büyük heykeltıraşı en büyük sanat eserini koymuştu önüne. Bedenin her yeri özenle yaratılmış sanki. Bakmaya doyulmaz bi sanat eseri. Elini tuttuğunda bulutlarda hissediyordu kendini. İlk kez öpüştüklerinde dudakları alevden yanmak üzereydi. Kalbi yerinden fırlayacaktı sanki. Yoktu bunun herhangi bi tanımı. Tir tir titremek, midesinde kelebekler uçuşmak, açlığını hissetmemek, bütün aşk tanımları onun için vardı. 

     Ertesi sabah uyandıklarında kız, ben senin hayatının neresindeyim diye sordu şımarık bir edayla. Aslında cevabı tahmin edebiliyordu ama sordu öylesine. Oğlansa şu mesajı attı ona;
     "Uyandığım her sabah varlığına şükrederek başlıyorum güne, aşkın sıcaklığı içimi öyle ısıtıyor ki sana gelen yollar buzdan olsa çekinmem, varlığın içimi öyle kapladı ki yarın ne olucaz, ne yapıcaz  nerdesin diye sormuyorum kendime. Çünkü biliyorum. Aklımdasın, kalbimdesin, içimdesin."
     Ama nedense fazla uzun sürmedi bu aşk. Nasıl böyle büyük hisler anlamadığımız şekilde bitti? Genç kızın ayrılık açıklaması şöyle cevabı size bırakıyorum.
     "Sevgin beni çok korkutuyor. Gün geçtikçe daha çok bağlanıyorsun bana. Aslında bu çok güzel bi şey. Ama nedense bu bağ beni ittiriyor. Sen bana bağlandıkça ben senden uzaklaşıyorum. İlerde bir gün ayrılırsak kendine birşey yapmandan korkuyorum. Bu yüzden, henüz aşkın daha da çok büyümeden ayrılmak istiyorum."
Şimdi ne mi oldu? Oğlan, kıza karşı hala hala dünyanın en büyük aşkını ama aynı zamanda dünyanın en büyük nefretini yaşıyor. Kız ise, başkalarında bulmaya çalışıyor aynı hissi, ama bulamıyor.
Çok yakından hissetiğim bi aşktı bu, hiç bitmeyecek gibi geliyordu. Bitti ama sevgili okurlar. Böyle bi aşk bile bitiyorsa varın diğerlerini siz düşünün. 


23 Eylül 2010

Şeytanın Asansör Fantazisi.

Haftanın filmleri arasında bu filme rastladım. Adı "Şeytan". Ama başlıktaki isim(ki benim bulduğum isimdir kendisi) daha güzel. Korku filmlerini severim bilirsiniz. Aşağıda fragmanı var. Konuda şöyle;
Baba şimdi 5 tane şahıs sıradan bi günde her gün yaptıkları gibi asansöre biniyo. Ama bugün o diğer günlerden farklı bi günmüş meğer. Çünkü aralarından biri ibliiiiss! Kör şeytan bizimkileri asansörde yakalıyo olaylar minicik bi asansörde gelişiyo. (Gel de bin artık asansöre!) Türü: Gizem, gerilim, korku. Cahilliğime verin oyuncuları tanıyamadım, bu yüzden ooo şu oynuyo diyemiyorum. Fragmandanda yararlanabilirsiniz. Bide detaylı bilgi için buyara tıklatabilirsiniz..


Yayınladıktan sonra aklıma gelen dipcik not: Hacı ya şu korku filmlerinde, hatta fragmanlarda bile ki şu alttakinde de var, hani gerilimli sahnelere ninni gibi piano müziği koyuyolar ya amaç ne ki? Dengesiz misiniz oğluum? Geriliyim mi? Onu mu dinliyim? 


Saygılar,
Sevgiler,
Umut Tangüler..

22 Eylül 2010

Haftanın şarkısı "Kaçak - Silahlı ve Tehlikeli", biraz sert bi sound'u var. Türkçe heavy metal kanımca. Gece gece dinledim kendime geldim yav. Ohh açıldım. Scream bile yaparım ama komşular ayaklanır..

21 Eylül 2010


Şimdi size kendi beğenilerimden bahsedicem. Diziler, filmler, kitaplar, dergiler, müzik, hobiler vs..

  Dizilerle başlıyalım. Türk dizilerinden çok yabancı dizi izlerim. Heroes, Dexter, Doctor Who, Unnatural History, Glee.. Türk dizileri olarak, Öyle bir geçer zaman ki, Yahşi Cazibe.

  Filmler desen, korku filmlerini severim özellikle psikolojik korku filmlerine bayılırım. Heleki Robert De Niro'nun da baş rol aldığı Hide and Seek filmine bayılmıştım. A Nightmare on Elm Street serisinin hastasıyım. 2010 yapımını kaç kez izledim kim bilir.

  Kitaplar desen, korku-gerilim(özellikler s.king), fantastik(Hunger Games serisini önerim), macera romanları. Nazım Hikmet, Cemal Süreyya ve Sunay Akın şiirleri okurum. Kişisel Gelişim kitaplarından haz etmem.

  Aylık Blue Jean dergisi alırım. Head Bang'ini genelde abim okur.Haftalık Penguen takipçisiyim. Haliyle en çok takip ettiğim karikatürist Erdil Yaşaroğlu ve Selçuk Erdem. Bide netten takip etmek üzere Umut Sarıkaya.

  Müzik, Kesha, Katty Pery ve Lady Gaga öncelikli pop ve elektronik pop. Paramore, Linkin Park, 30 second to Mars, Bon Jovi ve Glee Müzikleri. Türkiyeden, Yasemin Mori, Teoman, Şebnem Ferah, Özlem Tekin, Kolpa, Mor ve Ötesi. Pop tarzında ise Hande Yener.

  Radyo da dinlerim. Aslında sürekli olarak tek radyo kanalını takip ederim. Gerisi arada müzik dinlemek için. Dinlediğim radyo programı Matrax.

  Çok fena Twitter hastasıyım.

  Bi arkadaşımla her hafta aynı gün Sirkeci'de ki Burger King'e gider, her hafta aynı yere oturur, her hafta aynı menüyü yeriz. Hiç sıkılmayız. Ordan İstiklal'e kadar yürür. Green Peace'cilerle muhabbet ederiz. Kiliselere gireriz. Sonra eve döneriz. Bunu her hafta ama her hafta yaparız. Çok severiz.

  Bide son olarak İngilizcem iyidir. Büsürü yabancı arkadaşım vardır nette. Ama gel gör ki turistlerle konuşurken heyecan basıyo. Hi bile diyemiyorum. Sonrada bi bakıyorum adama Türkçe öğretiyorum.

Neyse, bitti. Bu kadar. Hoşçakalın...
Hakkımda bölümünü tamamen değiştirdim. Daha bi samimi oldu sanki. Daha bi  benden oldu sanki. Sevdim onu. Öperim onu.

20 Eylül 2010

Reklamlaaaar. MTV EMA.

Yetişin a dostlar! 
Mtv Ema Ödülleri için oy zamanı başladı. Gene 80 tane dalda aday gösterilmiş lady gaga. Benim biricik Ke$ha'm ise 2 dalda aday. Şimdi bunları kazanması suçmu yani. Hadi dostlar el birliği ile kazandıralım ödülleri. Yardım edin de kazansın. Aslında böle el pençe divan duruma gerek yok da benim pimpirikliğim.

Hadi Türkiye Rotamız Ke$ha, Yükümüz Oy!

 Oy vermek için adres;

Dipcik Not : Sayfayı açınca sağ altta bulunan "vote"lere tıklatın. Ardarda birden fazla oy kullanamıyosunuz. F5 yapın bi daha verin. Ke$ha bana bunun için para vermedi. Herşey sevgi için.
Saygılar...
daha demin çok cool blog sitesi olan tumblr açmaya çalıştım, hatta açtım güzelce hazırladım tema falan mis. ama sonra sen geldin aklıma ve vazgeçtim. seni severim bilirsin classic blogger.
"bugüngerikalanhayatımınilkgünü"ymüş...peh!

16 Eylül 2010

Uzayda Aşk.

     Uzay yazıma dayamadım bi yazı daha yazıyım dedim.
Uzaay. Ne ki bu uzay? Ne var ki onda? Harbi uzaylı var mı ya?

     Var mı yok mu bilmem ama; " Kimi geceler penceremden uzayı seyrederim. Uzayın adını ben koymadım. Uzayın adını yıldızlar, gezegenler kendi aralarında kararlaştırmışlar. Rahatlatır beni o. Bütün yağmurlar, uzayın derinliklerinden gelip yağar diye düşünürüm. Yağmurlar başka galaksilerden gelip yağar. Romantizme uyum sağlamak için de değil. Öyle. İşin gerçeği budur. Yağmurlar, bu dünyaya ait sanma."
Bide uzaylısı var oraların. Yeşil, iri gözlü, koca kafalı, çirkin bişey diyolar haklarında. Bence sevimliler. Ha bi de zekiler. Abi bi sürü filmde görmedin mi teknolojilerini?
     
     Bide bu dünyadaki uzaylılar var. Bende flama tutuyorum en önde, bide @handeyenerr, bide büşra, bide hani küçükken bidizi vardı ya alf. 
     Bide kemal doğulu var oda potansiyel uzaylı. Uzaylıları bilmez ama uzayı bilirmiş. Danışabilirsiniz ha. Geçen sene diyoduki ;
Neyin telaşı bu yasalar / Boşuna bence bu tasalar / Birileri var mı bilmem ama / Bence uzayda aşk var…


Bak dinle diye şarkıyı koydum;

15 Eylül 2010

Uzaylı.

Açıklıyorum.
Tema'mı bir şarkıdan etkilenerek değiştirdim!
Ve bi açıklama daha. Şarkı Hande Yener'in. Sonraki açıklamam şarkının ismi.

"Uzaylı." 

Güzel, eğlenceli, kıpır kıpır, yazın bitmesini istemeyeceğimiz şarkılardan biri. Dinle dinle bıkmıyorum. Hatta haftanın şarkısı yaptım sizde dinleyin emi?.

He unutmadan sözlerinide yazıyim..

Çabuk aşkım zaman kalmıyor artık,
Sözüm geçmiyor artık kalbime bırak aşkım,
Masal sökmüyor artık,
Lüzum görmüyor artık kendine..

Ben elimden geleni yapacaktım, yaptım..
Sen ateşe kalbimi atacakken tam suyla ne yaptın?

Kalacaksın ya da gideceksin,
Bana, bir şekilde yetişeceksin.
Sana bu dünya aynıysa hala,
Bana uzaylı diyeceksin.

12 Eylül 2010

Yaftalanmak kaçınılmaz sondur..!

      Boykot diyen herkesi PKK'lı, hayır diyeni CHP'li, evet diyeni AKP'li ilan eden yaftacı, cahil kafa daha kaç parçaya ayıracaksınız insanları?


     ◘ Başörtülü üniversitelilerin eylemine katılp, eğitim hakkı engellenemez dediğimde şeriatçı, ramazan davulu rahatsız edebilir dediğimde ateist.. 

     ◘ Özgün müzik dinliyorum dediğimde komünist, Türkçe çok önemli, ülkenin kültürünü koruyalım dediğimde ülkücü, faşist...

      Travesti ölümüne itiraz edip, cinsel yönelimlere karışmak, öldürmek yakışıksızdır dediğimde gay...

     ◘ Bazı komplo teorileri üretip şaka yapınca İsrail ve Amerikan ajanı, Irak'ta insanlar ölürken Bush'a saydırınca ABD düşmanı...

     ◘ Yaftalayan, yaftalamakla kalmayıp bunun internette dedikodusu yapanların yazdıklarına denk gelince "sen falancıymışsın" denmesi üzüyor bazen.

     ◘ Kendi doğrularını oluşturmuş, dik kafalı, bir yere ait olmayan, bağımsız birey olmanın sonuçlarıdır bunlar. Yaftalanmak kaçınılmaz sondur. 



9 Eylül 2010

İyi Bayramlaar.

Aç susuz bi ayı da bitirdik. Bundan gayrısı yemek zamanı. Hatta istediğimiz kadar yiyelim artık. Şaka bi yana ramazan bitti ve bayram geldi.

     Artık eski neşesi yok tabii. Çocukluk bayramlarım çok farklıydı. Alırdım elime bi torba arkadaşlarla bütün komşuların kapısına gider şeker toplardık. Kimi para verirdi kimi şeker. Hatta mendil veren yaşlı bi teyzemiz bile vardı. Sonra liste yapardım kim para verir kim vermez. Para göz bi çocuk değildim ama bayramda verilen harçlık bi ayrı oluyodu yahu.

     Bayramdan önce aldığımız bayramlıklarımla uyurdum arife geceleri. Çok dikkat ederdim onlara. Kimse yaklaşamaz efendii.

     Bayram sabahı Barış Abi'min şarkısıyla uyandırırdım evdekileri.

     Bayramlarımızın çoğunu İstanbul'da geçiriyoduk ve çok az akrabamız yakınlarda. Yani bi babaannemle anneannemle doğrudüzgün bayram geçirmemişimdir çocukluğumda. Şimdi hak yememek lazım son senelerde ordayız. Neyse her şeye rağmen güzel bayramlar geçirdim. Öylede devam eder umarım.

     Bugün bayram erken kalkın emi çocuklar? Üzmeyelim Barış Abi'mizi..

Herkese iyi bayramlar. Sağlıcakla.. (:

4 Eylül 2010

Öl dedi.

     Bi hikaye anlatmak isterim. Mutluluğu arayan adamın hikayesi...


     Mutlu olmak için elinde bir sürü sebebi olan ama yetinemeyen bi adam varmış. Yılbaşı gecesi bi dilek dilemiş. "Aşk.!" Bi o eksikmiş hayatında. Bilmez ki acısını, zehirden beter acısını..
Ertesi gün melekler dileğini duymuş ve ona çok gülmüşler. "Aşk istiyor ha? Delirmiş bu!" demiş bi melek hatta. Aşkın en ağırı verelim de görsün diye gülüşmüşler. 


     15 gün sonra biri ile tanışmış. Güzel mi güzel bi kızla... Dilek dilediği meleklerden biri sanmış onu. Yanıldığından haberi yok zaar. Gel zaman git zaman aşkın, kapağı açık kalmış kola gibi tadı tuzu kaçmaya başlamış. Sıkıntılar, acılar boy göstermiş aşk bahçelerinde, oysa bizimki o bahçeye ne güller ekmişti elleri kanaya kanaya.. Ve gün gelmiş çekilmez olmuş bu acı. Aşk adamı ya! Yedirememiş aslında ayrılığı, ne kadar acı çeksede bitmesin demiş. Ama bitmiş işte. 


     E hani mutluluğu arıyodun? Ne getirdi ki aşk sana be adam? Bu hikaye burda bitermi? 
Bitmemiş de zaten. Aylar sonra bizim melek görünümlü şeytan ablamız geri gelmiş. Seviyorum demiş. Seninim demiş kandırmış bizimkini. Bi umut yine başlamış aşkın yolunda yürümeye. Aşksa eğer bu. Değilmiş tozlu topraklı keçi yoluymuş. Daha 20 adım olmadan takılmış düşmüş kafa üstü. Düşmüş de aklı başına gelmiş. Taş sandığımız şey çelme imiş meğer.


     Sonra mı? Sonrası yara bere içinde kalkmış ve koşarak ordan uzaklaşmış bizimki. Ve bi daha onu o yol üzerinde asla görememişler.
      Aşka tövbe etmiş. Mutluğu içinde keşfetmiş. Sevdikleriyle başka bi tali yolda devam etmiş...


Soranlara tek bi şey söylemiş aslında. İşte şu dizeleri;

Gelsene dedi bana,
Kalsana dedi bana,
Gülsene dedi bana,
Ölsene dedi bana,

Geldim
Kaldım
Güldüm
Öldüm..!

Bu hikayeyi çelme takan meleğe ithaf ediyorum.
Demişti ki ben neden yokum blog'unda. Burdasın işte!
Hemde oscar'lık başrol oyunculuğunla.

1 Eylül 2010

Ayarsız Ayrılık.

     Ayrılık.. Ah.. Ayrılık. Ne zor şeydir bi şeyden, hele ki sevdiğin bişeyden ayrılmak. Ne olursa olsun...
Ne yazsam boş gelecektir belki, ne yazsam farklı gelecektir birilerine. Herkesin acısı tasası kendine çünkü. Ve ne kadar çok şey yazıldı kim bilir? Şarkılaaar, şiirler... 
  
     Hani Sezen bir şarkısında diyordu ya: "Gökte ay ondört ben dolunay,bana ayrılığı sordular.Dedim afet, dedim yangın, dedim kar, dedim adet aşkı vururlar.."


Ayrılık ne yamandır ki; ölümden bile beter tutulur. "Ölürüm de ayrılmam!" ne çok kullandığımız bi cümledir. Oysa ayrılmamak için illa ölmek mi gerekir?


     Beraberken kıymetini bilmediğimiz çok şey, ayrılınca kıymetlenir gözümüzde. Oysa bilsek değerini birbirimizin, ayrılık mı lazım anlamak için?


Kaybetmesek birbirimizi.
Yarım kalmasak çaresizce... 
Ayrılmasak... 
Ayrılmasak...