31 Temmuz 2010

Onlar "love" derler bizim sevdamıza...

     Aştan bahsedesim var uzun zamandır...

Nedir aşk? Var mıdır? ya da var mı sanırız?

"Aşk, beğendiğimiz bedenlere kendi hayalimizdeki ruhları koymaktır." demiş şair mesela.. Öyle midir sahi?

     Aşk, her neyse yada yalansa ve yahut hiç yoksa bile dünyadaki milyonlarca kişiyi ya mutlu etmiş ya da hüzne boğmuştur.. Aslında aşk yoktur sözü insanların aşkının bitişindeki kendini mutlu etmeleri için söyledikleri bencilce bir yalanda olabilir. Çünkü onlarca şair, onlarca sanatçı aşkın çok ekmeğini yedi.
Aşk üzerine binlerce kitap yazıldı. İki beden arasında bu çekim aşk'mıdır yoksa başka şey mi bilemem ama ; eğer aşkı iki bedende yaşayabiliyorsa mutluluktur aşk.

     "Aşk eski bir yalan, Adem'le Havva'dan kalan.."  aslında bir nevi doğrudur bu söz. Aşk, Adem'le Havva'dan beri vardır. Ta o zamandan beri şaşırtır insanı. Hatta "elma" yemek gibi hatalara bile yok açar.

     Sahi ne çok örnek vardır aşk üzerine.. Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Romeo ile Juliet ve daha bir çok. Hepsi kanıtlar bize aşkın gücünü, belki hemen hemen hepsi üzücü bir sonla bitse bile biliriz sonsuzdur onların aşkları. Hepimiz özeniriz onlara. Derinden bir ah çekeriz belki..

Bu günlerde öyle aşkları yalnızca kitaplarda görüyoruz. Zaman geçtikçe aşkların eski büyüklüğü kalmadı. Ama aşk her zaman baki kalacak.

Zaten aşkı sadece beşeri aşkla tanımlamak yanlış olur. Aşkın hiç bir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. İlahi aşkında bi çok örneği vardır. Mevlana Celadettin Rumi gibi mesela.. Yalnızca Türkiye'de değil bütün dünyada biliniyor artık o.

Aşk acıtır mı, aşk öldürür mü, aşk gerçek midir, aşk yalanın ta kendisi midir, aşk mutluluk mudur, mutlu olmak mıdır bilinmez ama, Aşk hayattır. Bu bilinen tek şeydir... Saygılar.




Onlar love derler bizim sevdamıza. 
Olsun...

Lav’dır her iki dilde de aşk!


Onlar yapabilmeyi ‘can’ arkasına saklar, 
Bizler ruh doldururuz canla maharetlerimize ustaca!
Elbette bende sevebilirim eğer can varsa lavında!



26 Temmuz 2010

Kandiil.



3 aylarda olduğumuzu kandillerden anlıyor olmalıyız 
çünkü miraç kandilinin üzerinden daha bikaç hafta anca geçti..
Bugün günahlarımız beraat eder ve biz affolurmuşuz.
Umarım hepimizin günahları affolur .
Hayırlı Kandiller (:

25 Temmuz 2010

Bu Bi' Veda.

     Sanırsamdır bayadır yazamıyorum. Çünkü çok geçerli sebeplerim var benim. Stajım başladı, klavyem bozukdu, internetim bunalımda ve miniğmum şeyler..

     Hafta başında stajım başladı 20 Ağustosa kadar devam edicek. Bu süre zafında size yazı yazmaya çalışıcam tabii :)

     Sonraa ya benim klavyem bozuldu ve ben onu tamir etmek isterken dahada batırdım. Artık hiç çalışmıyo çok seviyodum ben onuu. İlk göz ağrımdıı - aslında göz ağrısı neden sevilir bilmem, ağrı kötü bişi diğilmi ya? -

Önce 5 tane harfim çalışmadı sonra annem dediki aç bak .. Neden aza kanaat etmemki. Nolcak yani onlar çalışmasa.. Açtım bak içine hiç bişi yok tekrar kapadım vidaları sıktım bilgisarayıma taktııııım ama çalışmadıı. Sonra ben 2 gün klavyesiz dolandım. Öle bakmayın ne çektiğimi ben bilirim. En sonunda komşudan bi fincan klavye istedimde olay tatlıya bağlandı.

     Ama eski klavyemden ayrılmak çok zor oldu be. Onca yaşanmışlık, onca emek, onca temas, onca bağ, onca yakınlaşma.. Herşeyimdi o benim. Kimseye dokunmamıştım ona dokunduğum kadar. Çok naziktik birbirimize karşı. Ben önce kibar parmak ucu dokunuşlar yapardım ona oda benim 3 yeşil gözüyle karşılardı sonra sadece num lock kalırdı ama olsun. Seviyoduk birbirimizi herşeyimi bilirdi, görürdü. Çok özlicem seni...

    Şimdi konşudan aldığım emanet olduğu herhalinden belli koca ve kasvetli klavyem var. Ona hiçbişi anlatmıcam. Eskisine söz verdimdi.

    Yalnız yeni dokunuşlar, yeni heycanlar, yeni bekleyişler bekliyo beni. Bakalım bunla ne yazılar yazıcam. Yazıcam yazıcaaaam :) Bekleyin...

21 Temmuz 2010

Sivrisinek


Daha demin bir sivrisineği köşeye sıkıştırdım
ama öldürmedim çünkü benin kanımı taşıyordu.
 Baba dedi, sarıldım ağladım...

18 Temmuz 2010

Ego.

Hep ben deriz.

     Önemli olan aynada baktığımızda gördüğümüzdür hep. Hayaller kurar, planlar yaparız kendimiz için. Oysa yokmudur bi diğeri?

     Hep kendimiz için çalışırız. Kendimize kazanırız. Kendimiz için başarırız. Oysa yokmudur bi değeri?

     Hep kendimizi kandırırız, öyle olmasak bile öyle olduğumu sanırız, gerçeklerden doğrulardan kaçınırız. Hep mükemmel olduğumuzu, hep en iyisini hakkettiğimizi düşünürüz. Hiç bir hatayı, hiçbir kusuru kabul edemeyiz. Herşeyin en iyisine layiğiz. Oysa yokmudur bi gereği?

     Herşey hakkında yorumumuz vardır. Hep konuşuruz. Kimi zaman spor yorumcusu oluruz, kimi zaman devlet başkanı. Hep emirler yağdırırız. Aslında su içmek için bile ayağa kalkmaz istemeyiz. Keşke biri getirse deriz. Konuşurda, konuşuruz. Boş kalmaz asla etrafımız, herkeze diyecek bişeyimiz vardır.

     Herkez insandır. Herkez eşittir özünde. Ama sadece laftır bu. Aslında hep onlardan öndeyizdir. Ya bi adım ya da onlarca kilometre.

     Sonra her kelimemizde ben vardır. Ben seviyorum, ben yapıyorum, ben ediyorum, ben biliyorum, ben yazıyorum, ben okuyorum, ben güzelim, ben yakışıklıyım... Ben varya başka kimse umrumda değil. Kendime yeterim. 


     Oysa "ben"in yanında "sen" vardır, "o" vardır, "biz", "siz", "onlar"..
Onların hiç mi değeri yokdur.
Nereye kadar devam eder bu dev aynası sevdası..
Nereye kadar bu ego...

15 Temmuz 2010

Küçük Prens.


…büyükler sayılara bayılırlar. 

yeni bir arkadaş edindiniz diyelim; onun hakkında hiçbir zaman asıl sormaları gerekenleri sormazlar. 
sesi nasıl?” demezler örneğin, ya da “hangi oyunları sever? kelebek koleksiyonu var mı?” diye sormazlar. onun yerine, “kaç yaşında?” derler. “kaç kardeşi var? kaç kilo? babası kaç para kazanıyor?“ancak bu sayılarla tanıyabileceklerini sanarlar arkadaşınızı.

…eğer büyüklere, “güzel bir ev gördüm, kırmızı tuğlalı; pencerelerdinden sardunyalar sarkıyor, damında ise kumrular var” derseniz, nasıl bir evden söz etmekte olduğunuzu bir türlü anlayamazlar. ne zaman ki onlara “yüz milyonluk bir ev gördüm” dersiniz, işte o zaman size;
oo, ne kadar güzel bir evmiş!” derler gözlerini koca koca açıp.

13 Temmuz 2010

Engel.

Bu aralar bişey yazamıyorum. Anca bazı şeylerden etkilenince duygularımı dışa vuruyorum. Demin yeni akbil tanıtımı yapılırken bi engelli - aslında bunu demek istemiyorum -  bu akbili daha çok sevdiğini, engelliler için daha kolay olduğunu söylüyordu.

 Çok etkilendim. Ben engelliyim diyodu. Sen engelli değilsin dedim içimden onlar engelli, sana bu engeli koyanlar engelli.

Bende bilmiyorum aslında onların ne durumda olduklarını sadece geçen sene ayağım kırılmıştı ve geçici engelli statüsüne konulmuştum. Zor geliyo aslında insanların bakışları. Utanıyo, sıkılıyo, üzülüyo insan.. Bide acınmak istemiyolar kendince, kızıyolar onlara acıyanlara.

Mesela bi laf vardır ; İnsanın bi uzvu çalışmayınca diğerinin gücü artarmış. E benim ayağım tutmuyosa ben sınırlandırılmalı mıyım. Ya senden daha zeki isem?

Bunun en belirgin örneği geçen haftalarda da Disko Kralı'na çıkan Zekeriya Ünal. Doğuştan engelli. 20 yaşında ama yaşına göre küçük bi bedeni var. Bu yüzden yaşının gerektirdiği gibi davranamıyor. Ama gel gör ki çok zeki. Adı gibi. Ben bu adamı ve bunun gibi binlercesini "engelli" diye bi kenara atmayı istemiyorum.

Engel onlar için bi yol bile yapmayanlar. Engel hükümet..

11 Temmuz 2010

Oyuncak.

      Bugün Toy Story 3 (Oyuncak Hikayesi 3)'ü izledm. Animasyon film olduğu için aman çocuk filmi gibi ön yargılarımız vardır. Bende de vardı (: Ama 1i ve 2yi izlemişken 3ü izlememek olmazdı. Ha bide twitterdaki ünlüler izlemiş benim neyim eksik kardeşim (: Mis gibi patlamış mısırım ve kolamla otudum izledim. Ve inanırmısınız etkilendim.

     Filmdeki karakter üniversiteye giderken vazgeçiyor oyuncaklarından, bense daha üniversiteye bile gitmiyorum ve hatta ilkokuldan beri oyuncağım olmadı. Ama izleyince anladımki oyuncaklarımı çok özlemişim. Oyun oynamayı onlarla. Çocuk olmayı özlemişim. Sırtımda hiç bi' yük olmamasını. Her şeyi eğlenceye çevirmeyi..

     Küçükken güzel oyuncaklarım vardı benim de. Yumurtlayan tavuğum vardı, arabalarım, askerlerim, batman'im, süperman'im, power ranger'larım ve daha bi sürü. Onlarla oynarken hiç bişey umrumda değildi. Sanki oyuncaklarımın boyutlarına iner ve bende onlara katılırdım. Saatlerce oynardım.

     Sonra büyüdüm. Yada öyle sandım. Kapımın önünde sattım oyuncaklarımı. Ticarete atıldım bi' nevi (: Ortaklarım vardı. Onlarında oyuncaklarıyla yelpazemiz büyüdü. Hergün çıkardık kapıya. Günün sonunda kazancı bölüşürdük.

  • Keşke bikaç tane hatıra bıraksaymışım yanıma.. Çocukluğumdan hatıra..~

10 Temmuz 2010

Cahillikler Kitabı.

* Bugün size bi kitap önermek istedim ve bu kiyabı uygun gördüm çünkü okuduğum en ama en eğlenceli kitapdı "cahillikler kitabı".

    Kitap, "Hakikatin yolu cehaletten geçer.." sözüyle başlıyor..
    Yani siz cahilsiniz bu yüzden bu kitabı okuyun amaçlı bi kitap değil bu. Bilmediklerimizi veya yanlış bildiklerimizi bize gösteriyor..

     Yazarlar; John Lloyd ve John Mitchinson.

Kitabı okurken girebileceğiniz durumlar; Şaşkınlıki şaşkınlık ve şaşkınlık. Çünkü doğru bildiğiniz çoğu şey yanlışmış.

İşte size kitaptan en beğendiğim ve en şaşırdığım sorular;

☺ Soru: Telefonu kim icat etti?
    Yanlış Cevap: Graham Bell
    Doğru Cevap: Antonio Meucci. (Patent almaya parası yetmemiş)

☺ Soru: İnsanın kaç duyusu vardır?
     Yanlış Cevap: 5
     Doğru Cevap: En az 9 (Isı, Denge, Ağrı Duyuları ve İçaldı duyusu)

☺ Soru: Amerika adını nerden almıştır?
     Yanlış Cevap: Amerigo Vespucci
     Doğru Cevap: Richard Ameriky  (Gezinin sponsoruydu ve kendi soyadının konmasını istedi.)

☺ Soru: Noel baba nerelidir?
     Yanlış Cevap: Kuzey Kutbu
     Doğru Cevap: Türkiye (Antalya, Demre)

     ABD’nin Colorado Eyaleti’nde kafası olmayan bir horozun tam 2 yıldır yaşadığı, giyotinin Fransa’da değilde İngilterede icat edildiği, Fransa Kraliçesi Marie Antoinette’in hiçbir zaman Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler demediğini, Dünyanın en çok öldüren canlısının dişi sivrisinek olduğu da yazıyor bu kitapta...

9 Temmuz 2010

Vampir Edebiyatı.

  *Geçenlerdeki Twilight eleştririm üzerine böyle bi' yazı sunuyorm size.


    Son dönemlerde bir vampir furyasıdır gidiyor. Kitaplar, filmler, dergiler, diziler.. Bi yığın vampir yapımı. Peki neden oldu bu? Yani nasıl oldu da insanların birden bu soğuk varlıklara kanları ısındı. Bu yapımlara son olarak çok iddialı olan “Alacakanlık Efsanesi” adlı seri eklendi. Kitap dünyada çok tutuldu. Haliyle çok satıldı. Filmler çekildi. Şimdilerde sokağa çıkıp herhangi bir gence sorsak emin olun ucundan kenarından bile olsa bilir.. Kitap düz ve sade olarak kaleme alınsada, hikaye bakımından eğlenceli bir fantastik.
   
   Stephenie Meyer’in yazdığı “Alacakaranlık Efsanesi”, dünya vampir edebiyatını yeniden alevlendirmiş olacak ki her yerde benzerlerini görüyoruz. Peki vampir edebiyatı ne kadardır var? Dünyamıza nasıl girdi?
İlk ne zaman, kimin sayesinde? İnşallah sizde benim gibi merak etmişsinizdir. Çünkü aşağıdaki satırlarda önünüze bu bir sürü sorunun cevaplarını sıralayacağım.

    Sinema ve edebiyat, vampir romanlarının çok ekmeğini yemiştir açıkçası. Ve bu iş aslında 18. yy’a kadar uzanıyor. 1720-1730 yıllarında Avrupa’nın tamamını kapsayan merakı. İlk vampir romanlarının yazıldığı yıllar. Yanlız o zamanların en önemli yazarı Goethe’den başkası değil. 1797 yılında yazdığı “Corinthin Gelini” adlı kitabında mezarından çıkıp nişanlısını arıyan bir kadının hikayesini anlatmış. Başka dünyaların bahsi geçiliyor kitapta. Bir ötede bie beride. Açıkcası Araf’tan bashediliyor.. Ve işte bu kitap o saydığımız bütün filmlere, kitaplara konu oluyor. Bu temanın fikir babası Goethe’dir işte.

    Aslında o dönem vampir romanları, sadece o bildiğimiz kan emici, soğuk tiplerden bahsetmiyor. Aynı zamanda içlerinde tarih, dinler tarihi ve din felsefesi gibi konularda var. Birde, dönemin Hristiyanlık anlayışını ve klisenin gündelik yaşamdaki hakimiyetini eleştiriyor.

    Bir sonraki yy, yani 19. yy’da ise vampir edebiyetının diğer önemli ismi Lord Byron’dır. Ve bu sefer tema bizim topraklarımızada geliyor. Oryantalizm(Doğubilimi). Bilinene göre Lord Byron Arnavutluk aşığı bir insanmış. Arnavutluk üzerinden Balkanlara, oradan ise Doğu’ya inerek duyduklarını şiirlerine aktarıyor.

    Aslında vampir denince aklımıza ilk gelen isimlerden biri Kont Dracula.
15. yy’da Romanya’da yaşamış bir aristokratın hikâyesinden etkilenilmiştir bu kitapta. Ve Dracula teması sinema ve edebiyat tarihinin en ölümsüz eseridir elbette.

    Sonuçta bizim sıradan vampir konulu kitaplar dediğimiz romanların bayağı eski bir tarihi var ve bu kitaplar sadece vampir konularını içermiyor. Felsefeden, tarihten, folklordan, sanat tarihinden, dinler tarihinden ve din felsefesinden bahsediliyor çoğunda.

   Ve umarım yazdıklarım sizin için incir kabuğu hacminde de olsa yarar sağlamıştır.

Saygılar..~

8 Temmuz 2010

Miraç Kandili.


Tüm müslüman aleminin içtenlikle,
 Miraç Kandilinin 
mübarek olmasını diliyorum.
Günahların affolduğu bu günde 
sizinde günahlarınız affolmasını temenni ediyorum. 

*İyi Kandiller..~

6 Temmuz 2010

Choose a different ending. (Başka bir son seç.)

   Son yıllarda ülkemizde meydana gelen gasp,adam yaralama vb. olayların biliçsiz çocuk yetiştirme yada eğitimsizlikten kaynaklandığı bence bariz.
  
   Belediyelerde bunun farkına varmış olmalılarki ufak çaplı uygulamalar başlatıldı. Ben yeterli olacağını düşünmüyorum daha geniş kapsamlı daha büyük projeler yapılmalı. 
   Ben bugün size Londra'da gençlerin silah taşımasını engellemek için polis teşkilatının başlatmış olduğu reklam projesinden bahsetmek istiyorum;


Reklam yalnızca youtube üzerinden yayınlanıyor. Kahraman biziz ve reklamın gidişatına biz karar veriyoruz. Reklam sırasında karşımıza seçenekler geliyor. Bıçağı al yada alma. vb. Reklam sonunu yani aslında kendi sonunuzu seçiyorsunuz.


Reklamı merak edenler için; http://www.youtube.com/user/adifferentending

  • Umarım sonunuz güzel olur..


5 Temmuz 2010

Sosyal sorumluluk.


Sizlere bugün beni etkileyen bi sosyal sorumluluk projesinden bahsedeceğim.

"I Lowe Nuclear".
Greenpeace, Rusya ile Türkiye arasında anlaşma yapılarak kurulacak olan Nükleer enerji santrali yüzünden ne tehlikelerle karşılaşmak zorunda kalacağımız konusunda bizleri bilgilendirmek için böyle bir proje başlattı.

Reklam teması olarak mutasyonu kullanan Greenpeace, motto olarakta "I Lowe Nuclear"i kullandı. "Lowe" diyor çünkü "v" harfide mutasyon geçirmiş. Sitedeki walpaper'larda etkileyici. Gelin-Damat'lı wallpaper'i görmenizi öneririm.

Herneyse, sitede bi mektup taslağı var. Bu taslak başbakana gönderilmek üzere hazırlanmış biz sadece adımız,soyadımız ve e-mail adresimizi yazıp gönder butonuna basıyoruz. Ve böylece 2003 yılında Irak-Abd savaşını meclise bile göndermeden engellemiş olduğumuz gibi bununda mecliste kabul edilmemesini sağlıyoruz.

  • Lütfen buna seyirci kalmayın!..

4 Temmuz 2010

İlk eleştiri :) [Alacakaranlık Efsanesi: Tutulma]



Cuma günü

Alacakaranlık Efsanesi: Tutulma

filmine gittim.

Filme 5 dakika geç kaldım :) fakat reklamlar vesilesi ile hiç birşey kaybetmedim.
Filmin ilk sahnesi tam istediğim gibi gerilim doluydu ama sahne değişince vıcık vıcık bi' aşık muhabbeti geldi karşıma. Filmden önce konuyu okuduğumda aşkın az, aksiyon ve gerilimin tavan yaptığı falan yazıyodu. Haklarını yemiyim şimdi evet aksiyonun tavan yaptığı anlar vardı fakat aşk sahneleri hiçte az değildi.. Filmde 6-7 kez öpüşme sahnesi vardı.. Romanı okuduğum için filmin sonunu biliyorum bu yüzden bazı sahneler sıkıcı gelmedi değil.

Her neyse film yinede standart ölçüde güzeldi. Yanlız yönetmen sahne geçişleinde canımı sıktı. Mesela gece sahnesindeyken birden gün ağarır ve benim gözlerim ışıktan kamaşır.. Kristen Stewart namı diğer Bella filmde eski güzelliğini yitirmiş gibi geldi :) Valla Alice daha bi' güzel geldi bu filmde. Kıskaçlık olarak algılanılmasın ama kızlar bu Edward'da ne buluyor onuda anlamadım. He bide filmde liseden mezun oluyor 20-25 yaşındaki bu insanlar bazı sahneler absürt geldi.. Yazımın geneline bakınca sanki sadece kötü eleştiri yazmış gibi hissettim kendimi aslında severim bu filmi. Hikaye'yi yazan Stepheni Meyer'e teşekkürler.

Deneme bir,iki deneme ses, hoh..


Merhaba blog'uma hoşgeldiniz.
Bu benim ilk blog deneyimim olucak. Burda sizinle olan biten çoğu şeyi kendi düşüncelerimle paylaşacağım, haberler, etkinlikler hakkında bilgi vericeğim - tabiki ilgilendiğim alanlarda :) - hem kendim için hemde siz okurlar için bi' kaynak niteliğinde olsun istiyorum.


Blog'umda kültür-sanat'tan teknolojiye, müzik habelerinden edebiyata ve eğitime dair bir sürü konu barınıcak.

Eğleneceğiz, bilgileneceğiz, bazı konularda duyarlı hale geleceğiz düşüncesindeyim.

Bir sonraki yazımı bekleyin..~