21 Ekim 2010

Ekinoks.

21 Aralık, seni kaybettiğim gece.
En uzun.
En uykusuz gece.

18 Ekim 2010

Dinle.

Tuttum nefesimi.
Ölmeyi bekliyorum artık.
Zaten kalbimin hala yerinde olduğundan şüpheliyim.
Ve zaten akciğerlerimde birgün daha nefes alacak derman yok.
Biliyorum.
Senden sonra çok sigara içtim.
Lanet şey. Oda bitirdi senin gibi beni.
Kötülüklerin de olsa ana, anadır dedim alkole de başladım.
Üvey ana gibi harcadı beni.
Damarlarımdan kan yerine zehir geçiyor artık.
Ha, sorarsan bana nasılsın diye.
Alıştım derim.
Alıştım bitkisel hayata.
Hergün aynı şeyi yapıyorum.
Uyumuyor, içiyor, ağlıyor, aptalca da olsa bi mucize bekliyorum.
Yaşamak. Yalnız, sessiz, sensiz.
Tuttum nefesimi. Birazdan ölüyorum.



8 Ekim 2010

Bin Yılın En Yalnız Kışı.

      Kış güzeldir ya. Huzur verir insana. Sokaklar bomboş olur. Sonra, insan aşık olmak istemez kışın. Soğuktur ya elini cebinden çıkarıp kimsenin elini tutmak istemez. Kalbi de soğur sanki. Isıtmak için kat kat giyinir ama bu sefer kalbi altta kalır. İşte bu yüzden kış aşkı diye bir şey yoktur ya. Bahar gibi değildir. Baharda sevmek ister insan. Sevip acı çekmek..
     Kış güzeldir ya. Kimseyi düşünmez insan soğukta. Kimseyi sevemez. Bu yüzden üzülemez. İyidir kış iyidir, kimse düşünmez o zaman beni. Yalnız kaldığım zamanlardır. Ağlasam yağmurla kamufle olur gözyaşlarım. Kahkaha atsam bastırır göğün gürültüsü gülüşümü..

5 Ekim 2010

Ben söyledim, kalem yazdı..

     Edebiyat yapmak zor iştir. Hele ki böyle bir zamanda daha da zor. Çünkü istenilmiyor, sevilmiyor ve hatta dışlanılıyor. İşte böyle bir zamanda yapmaya çalışıyorum ben edebiyatı kendimce. Ben seviyorum, yapmaya çalışıyorum. Kendime ait bir  kalemim var kimi zaman aykırı, kimi zaman uslu. Gerçekleri yazmaya çalışıyorum. Kendi gerçeklerimi. Kendi bahçemde sallıyorum salıncağımı. Kime ne zarar verdiysem kendime küfrederim.
     Kendi kalemim var dedim ya, işte öyleyim ben. Nasıl beğenirsem öyle yazarım, yani kimseye zorla beğendirecek halim yok. Beğenmezsem yazmam. Yazdıysamda silerim.
     Edebiyat benim gizli bahçem, 51. bölgem, İsviçrem. Yani tek kaçış yerim. Ne zaman birşeyler hissetsem hemen ya okurum ya da yazarım. Öyle boşaltırım içimi. Ya da öyle mutlu hissederim kendimi. 
     Edebiyat, benim için herşey. Okumak dinlendirir beni, uzaklaştırır bütün kötülüklerden. Bazen Kuyucaklı Yusuf olurum, bazen Ömer Hayyam, bazen Hamlet olurum bazen Canan Tan.
Ama hep kendim olurum. Çünkü okudukça kendimi bulurum.

4 Ekim 2010

belki de bir tırtıl rüyasıdır aşk, bir gün uçmak için bir ömür harcayacak...

2 Ekim 2010

Şiir.

Oku kadın.
Zamanında ne şiirler yazdım sana.
Değerini bilemedin, değerimi bilemedin.
Oysa aşktı senin adın.
Ve sendin o şiirleri yazdıran bana.
Bunu sen bile göremedin.
Ya da...
Okuma dur.
İncinirsin belki.
Eskiden üzülürdüm incinmene.
Yakardım herşeyi gözyaşı dökmene.
Şimdi mi?
Yo, yo. Ağla şimdi!
Oku ve ağla!
Nefretim bu sana.
Tamamı bile değil, özeti.

Ee şimdi ne oldu peki?
Nedir bu ilgiyle okumak.
Bitti demek mi yetmedi?
Aslında pek bişey de değişmedi.
Yine sensin şiirimdeki.
Ve nefretti yanındaki.
Oku kadın.
Yine yazarım ben sana.
Sana ve yalnızlığıma...

1 Ekim 2010

Okuyun. Okuyunca anlarsınız zaten. Sevdiğim bir dizideki çocuğun sözleri bunlar.



İnsanın içinde saklanan korkunç hayvanla, o akşam ilk defa kendi ailemle tanıştım.
Yuvalarından fırlamış gözleri, öfke içinde uzayan boyunları, şişen damarları ilk defa o zaman gördüm.
Gırtlak parçalayan ürpertici haykırışları ilk o zaman işittim.
Aynı manzaralarla daha sonra da karşılaştım.
Büyüdükçe insan alışıyor.
Belki de büyümek diye bu alışmaya diyorlar.
Ne zaman bağıran, ağlayan, haykıran, öfkeli insan görsem bu hayvanla ilk defa karşılaştığım an ki dehşeti, tedirginliği hatırlarım.
Belki de, belki de bu yüzden bir yanım hep çocuk, hep suçlu kaldı.