12 Mart 2017

    Soğuk havalarda yalnız olmak daha zor. Sevilmeden sevmek daha zor soğuk havalarda. Karşılığı olmayacağını bilmek. Beklemek daha zor.
    Sessizlik boğar insanı. Yalnız yürümek üzer. En sevdiğin yere yalnız gitmek. Yalnız yemek yemek çok zor. İnsanları mutlu olduğuna kandırmak zor. Bi' yalan eksik bi' yalan fazla.
    Gülümsemek zor. O gülümseyen maskenin altında ağlayan bi' insanı gizlemek.

10 Şubat 2014

Vazgeçtim insan olmaktan.

İnsan denen o kalıba girmek istemiyorum artık.
Yüzyıllardır savaşlarla, zorbalıklarla kazanılan mücadeleler. Kan ve vahşetle alınan zaferler insanlıksa eğer. 
İğrenç ve sefil hazları kendinden alçak gördüğü her türlü canlı üzerinde denemesi insanlıksa eğer. 
Sırf bir yerlere gelmek için kendinden ödün vermekse.
Zorbalıksa. Gaddarlıksa. 
Hainlikse. 
Canilikse. 
Sırf canı istediği için bi canlının, örneğin bir kedinin canını yakmaksa. 
İnsan olmak istemiyorum. 
Anlamıyorum ya. Cidden. 
Ne ki insanı böyle kılan?
En mükemmel canlı ya insan.
Çünkü düşünebiliyor insan.
Düşünebilen tek varlık ya. 
Ne düşünüyor sahi?
Sahi bu mu insanlık?

18 Haziran 2013

Offf!

Hayat seni neden sürekli karşıma çıkarıyor?
Neden her seferinde bana çelme takıyor?
Neden beni sevmiyor hayat?
Oysa ben senin sayende öğrenmiştim hayatı sevmeyi, ona tutunmayı.
Oysa ben senin sayende öğrenmiştim nefes almayı.
Hayat neden benim nefesimi kesiyor?
Ne istiyor benden?
Yeterince yanmadı mı canım? Bağlanmadı mı elim ayağım?
Arama sevgilim, sorma. Gelme yanıma artık.
Yandık.
Kül olduk bu sevdanın lavında.
Seni benden hayat aldı.
Ve ben yine de sevdim onu.
O beni niye sevmedi?
Hayat.
Hayret.
Sen de mi seni seveni sevmezsin?
Hayat.
Gitsem mi senden?
Gitmek kolay mı senden?

12 Mayıs 2013

Dört harftir dünya.

Anne.
Şu dört harfe bir dünyayı sığdırmış Allah.
Şu dört harfin dünyası oluyorsun, o kocaman bir dünya iken.
Nesin ki sen?
O dünyanın bir parçası..
O senin için var.
Yanmadı mı parmağının acısına?
Ölmedi mi bin kere sen hastalandığında?
Gülmedi mi ilk adımında?
Ağlamadı mı okula ilk başladığında?
Kocaman bir dünya anne.
Sana bahşedilmiş koskocaman bir dünya.
Her saniyesini sana adayan.
Sen güldüğünde mutlu olan, sen ağladığında üzülen.
Kendini bırakıp sana dua eden.
Anne, koskoca bi dünya.
Verilmiş en güzel şey anne.
İyi ki varsın anne.
İyi ki varsın dünyam.

3 Mayıs 2013

Peki ölürken?

İnsanlar ağlarken yalnızlardır bilirim.
Gülerken yalnız olmasalarda, ağlarken yalnızlardır.
Kalabalık bi yerden geçerken herkesin gözündeki yalnızlığı görecek kadar tattım yalnızlığı.
Sevgilisine koşan bi adamın ya yetişemezsem duygusu geçerken önünden ışık hızıyla, ben sakince yürüdüm yalnızlığımla kalabalıklar arasında.
Yürürken bi çingeneye takıldı gözlerim.
Beni izleyen bi çingeneye.
Geldi yanıma, baktı gülümseyerek, ve dedi ki "Sabret!".
Dedi, "Ölüm yok ya sonunda."
Gitti sonra usulca.
Tek bi soru kaldı aklımda.
"Ağlarken insan yalnızdır bilirim,
Peki ölürken de yalnız mı?"

18 Ocak 2013

Var.

Kavuşmak diye bir şey var mesela, sarılmak, sevdiğin insanın kokusunu içine çekmek. Kavuşmak, dünyanın en özel olaylarından biri belkide. Ayrı iki yüreğin bir kucaklaşmada buluşması. Sevdiğin için atan kalbin ritmini duyurmak.
Mutluluk gözyaşları diye bir şey var mesela.

5 Aralık 2012

Uzak bir şehirde yaşamak bahsettiğim...
Daha önce hiç gitmediğin, adını bile az kullandığın bir şehirde.
Kilometrelerce uzakta.
İşte böyle bi' şey bahsettiğim. 
Yalnızlığın en acı taraflarıyla tanıştığın, onu dost edindiğin, onu kimseyle paylaşmadığın bi hayatı yaşamak...

1 Kasım 2012

Yeni.

Yeni yollar bulmalı sevda sokaklarında,
                                      Çıkmazlardan kurtulmalı,
                                                            Koşmalı insan, ardına bakmamalı,
                                                                                 Derin bir nefes almalı aşkı ilk bulduğunda.

Yeni kalplere misafir olmalı sevda sokaklarında,
                                       Karanfil kokulu sıcak bir çay içmeli yar elinden.
                                                                 Ve güzel bir yer seçmeli aşk döşeğinden,
                                                                                 Ellerini sıkı sıkı tutmalı aşkı ilk bulduğunda.

Yeni mutluluklarla tanışmalı sevda sokaklarında,
                                      Acılardan korlaşmış yüreklere soğuk sular serpmeli,
                                                                 Kendi mutsuzluklarını unutmalı yarin koynunda,
                                                                                           Sımsıkı sarılmalı aşkı ilk bulduğunda.

30 Temmuz 2012

Anlatmam lazım.

İçimdekiler dökmem lazım. Tam bir yıldır içimde tutsak olan sözcükleri salıvermem lazım iyi halden.
Bir yıl önce başaramadım. Başaramamanın acısıyla yandım. Ama, ama yenilmedim. Denemek istedim bi kez daha. Son bi kez daha.
Çok yoruldum bu yolda, çok hırpalandım. Çok acı çektim.
Ama hep yalnızdım.
Hep tek başıma gayret ettim. Yoluma çıkan kayaları hep tek başıma ittim.
Ve hep etrafa gülümsedim. Ben düşmedim dedim. Dizlerimdeki kanayan yaraları kapayıp sapasağlamım dedim.
Kendi yaralarıma hep kendim pansuman yaptım.
Ve hep tek başıma acı çektim.
Ve hiç kimse ne düşündüğümü anlamadı. Herkes yine kendi hayatını yaşadı. Herkes sevdi, herkes terk etti.
Yalnız ağladım.
Çünkü yolun sonu belki de mutluluktu. Kaybettiğim bir senenin acısını koca bir ömürden sormayacaktım çünkü.
Yapmadım diye pişman olmaktansa yaptım diye pişman olmalı insan. Yaptım bende. Belki yine üzüleceğim ama yaptım.
Şimdi. Son düzlükteyim. Buradan yolun sonunu görebiliyorum.
Yolun sonu, yeni bir hayatın başlangıcı benim için.
Bambaşka bir şehirde, bambaşka bir havayı solumak.
Yeni bir hayat.
Mutlu olmak için.

27 Haziran 2012

Bir karavanım olsun istiyorum.


Evim olmasın, sadece küçük bir karavan. Beni bir yerlere bağlayacak bişey değil. İstediğim yere, istediğim zaman gidebileceğim bi karavan.
Mesela canım sırf boyoz çekti diye İzmir’e gidiyim.
Mesela Bodrum’da bi koy bulayım, çekiyim karavanı, gün ışığında akşam yemeğimi yiyeyim.
Kimse tutamasın beni, canım sıkıldığında, kafam attığında başka bi şehirde uyumak isteyim. 
Bütün şehirlerin güzelliklerini göreyim. Kara yoluyla gidilebilecek en uzak yerlere gideyim.
Küçük, şirin bi karavan. Fazla büyük olmasın.

23 Haziran 2012

Sen.

Gülüşün,
güneşi aya küstürürdü,
sen gülünce,
insanlar cenneti görürdü.
Öpüşün,
nefesleri tuttururdu,
sen öpünce,
bütün dertler unutulurdu.
Sen ağlarsan,
bulutlar bu şehri terk ederdi.
Sen gel, sen gül, sen öp, sen ağlama.
Sev sev, ben yoluna ölürüm daima.

13 Haziran 2012

Sana olan hislerim,
Bir şairin aşkı gibi
Edip'in Tomris'e olan aşkı gibi,
Diyor ya;
"Ben bu kış öyle üşüdüm ki sorma,
oysa güneş pek batmadı senin evinde"
Sorma!
Seni beklemekten yoruldum,
Seni özlemekten.
Ve
Sensizlikten bıktım.

17 Nisan 2012

Gidiyorum ya, affet.


Gürültülü ve kalabalık bir tren istasyonunda yanlızım.
Herkes orda ama ben yalnızım.
Kimse bakmıyor yüzüme.
Yüzüm yerde.
Yürüyorum trene doğru.
Kimse bilmiyor tren nerde.
Bi kaç kişi çarpıyor omzuma.
Bir şey demeden gidiyorlar sonra.
Valizler düşüyor elimden.
Herşey yerde.
Valizden bir fotoğraf düşüyor.
Mutlu olduğum o günlerden.
Son fotoğraf.
Elleri ellerimde, gözleri gözlerimde.
İçinde ben varım o var birde ihanet var.
Yeni farkediyorum gözlerini, aşk değil bu nefret.
Aşkına küstüğüm aşkım, son gözyaşım, nefretim, sancıyan kalbim.
Gidiyorum, affet.
Ne demiş şair ”Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç!..”
Affet.

12 Nisan 2012

Ben yokmuş ki sen yokken.

Ellerimi sevmiyorum artık,
Hiç olmadığı kadar işlevsiz geliyorlar,
Kullanmak istemiyorum boşuna,
Uzak geliyorlar bana.
Sevimsiz.
Neden biliyor musun?
Çünkü kavuşmuyorlar senin ellerine,
Dokunamıyorlar sana.
Gözlerimde hoş gelmemeye başladı.
Hani diyorum kör olmak bu galiba.
Hani istediğin şeyleri görememek.
Hani en sevdiğini.
Ve yürümek anlamsızlaştı artık.
En son seninle yürümüştük,
Ellerin ellerime kenetli gözlerin gözlerime..
Geldim şimdi yanına.
Senden sonra duymak istemediğim sesimle,
Diyorumki sana “Son kez yürüsen benimle?
Ellerimi tutarken gözlerimi senden alamadığım yerlerde!”

11 Nisan 2012

Dosta.

Dostluk önce gözlerde başlarmış. Güzel bir bakışmış dostluk.
Merakla bakmak, büsbütün tanımakmış.
Bazen buğulu bir göz, bazen göz yaşıymış dostluk.

Sonra gözlerden kalbe geçermiş. Kalpte yer açmakmış dostluk. En soluna dünya kurmak, o dünyada yalnız kalmamakmış.

Eksiğiyle fazlasıyla kabullenmekmiş dostluk.
Tamamlanmakmış.

Bir aynaymış dostluk. Ya da aynaya bakmakmış.
En sevdiğin yemek, en sevdiğin şarkı, en sevdiğin kitap, en sevdiğin yermiş dostluk.
Onunla birlikteyken hepsiymiş dostluk.

"Gerçek dostlar, Tanrı'nın bize vermeyi unuttuğu kardeşlerimizdir" demiş yazar.
Kardeşlikmiş dostluk.

6 Nisan 2012

Balon, kırmızı balon.

Kırmızı bir balon kaçtı küçük kız çocuğunun ellerinden. Çocuk balonun arkasından bakmadı bile. Balon insanların arasından kaçar gibi uçuyodu. İnsanlar bi kere dönüp bakmadı bile.
Ne zaman vazgeçtiler balonları sevmekten?
Kim ağlamadı ki bir balon uğruna?
Kim istemezdi binlerce balonu olsun?
Balonları kıskanmaz mıydık küçükken. Onlara tutunup bulutlara uçmak isteyen bizden başkası değildi.
Ne değişti?
Göklere uçtu balon, göklere. Bulutları, atmosferi geçip yıldızlara ulaştı.
Orada binlerce balon var. Balondan gezegenler var.
Biliyorum, yıldızlarda balonları seven çocuklar var.
Herkes sevmiyorum dese de;
Biliyorum, içimizde hala yıldızlar var...


14 Ocak 2012

Buz gibi havada atan sıcacık kalplere...

Bembeyaz bir kar yağmalı umutlara,
Tüm kötü geçmişe rağmen yarını beklemeli insan,
Temiz bir çarşaf gibi örtmeli eskileri kar,
Gülümseyerek bakmalıyız gök yüzünden düşen melek kanatlarına.
Bir kar tanesi düşmeli acı dillerin uçlarına,
Kavrulmalı soğuğun ateş gibi acısında,
Ya susmayı öğretmeli kar onlara,
Ya duyurmamalı seslerini mutlu insanlara,
Bembeyaz karlar gözlerini almalı aşıkların,
Her tanesine ayrı dilek tutmalılar,
Ve bir kardan adama can vermeli aşk dolu yürekler,
Bembeyaz bir kar yağmalı buralara, bembeyaz bir kar...

27 Eylül 2011

Bakıyorum boş sayfaya saatlerdir. Sana bişeyler yazmalıyım ya. Aklımdan binlerce şey geçiyo. Tam kalemi değdiriyorum sayfaya. Cızz ediyo içim. Yazma onularla geçiyo saatlerim.

Ne yazıyım ki.

Kahverengi bi kazak almıştım sana. Çok yakışmıştı be. O kadar olurdu yani. Sahi hala giyiyo musun onu?

Nerden geldi aklıma şimdi. Boşver onu da, şey geldi aklıma.

Dünyayı gezicektik seninle. Önce kendi ülkemizden başlıyalım diyodun sen. Bi karadeniz turu istiyodun. Sonra pamukkale, sonra nevşehir, sonra mardin...

Hiç birine tek gidicek cesaretim yok benim şimdi, biri çıkıp gidelim diyecek diye ödüm kopuyor.

Senin olduğun şehir bana huzur veriyo.

Aynı kuşları görüyoruzdur diyorum, aynı otobüse bineriz belki.

Hep o büfeciden alıyorum gazeteleri, hep bulmaca sayfalarını ayırıyorum sana ...

Bak neler yazıcaktım buraya. Yine seni yazdım. Yine yandım.

11 Eylül 2011

Gitmek değildi yaptığın...

Neye dayanarak gittim diyorsun ki? Nereden gittin? Eğer benden gittiğini düşünüyorsan, hiç gitmedin. Sesin gitmiştir, sevgin gitmiştir. Sen hiç gitmedin. Hep içimde kaldın. Kimi zaman böğrüme oturdun, kimi zaman gözlerimden süzüldün. Ama hep buradaydın, sol yanımda. Gittin mi sanıyorsun sahiden? Gözümü kapattığımda karşıma ilk çıkan kim o zaman? Gidemedin sen, istedin gitmeyi ama ben izin vermedim. Nasıl izin verirdim ki? Ölmek üzere olan bi hastanın fişini çekmek, yaşama ihtimali olsa da görmezden gelmek değil mi bu? Ya ben seninle geldim, ya sen hiç gitmedin sevdiğim.

6 Eylül 2011

Okudum ve kabul ediyorum. ✔

Hani bilgisayar programlarının kullanım koşullarını hiç okuman kaydediyoruz ya.
Bence aşkında öyle bir kullanım koşuları var ve biz onu hiç okumadan "Kaydet ve Aç." yapıyoruz.
Ya da ilaç prospektüsleri.
Belki de kıyafetlerimizin yıkama ve kullanma talimatları.
Oysa okusak belki başımıza bu kadar iş gelemeyecek. Belki bu kadar yükün altında kalmayacaz.
Belki "tersten yıkayın" yazıyodur, biz onu ihanetlerle kirletirken.
Ya da "yan etkileri" binlercedir, biz umursamazken.
Yahut "çocukların ulaşamayacağı yerlerde saklayın" yazıyordur, biz onu çoluk çocuğa düşürmüşken.
"Oda sıcaklığında muhafaza edin" yazıyorda olabilir, biz 100 derecede kaynatırken.
Arka cildi okunmadan alınmış kitap gibi.
Okusak ya aşkı bi kere.
Yazsak, not alsak ya.
Yansak ya oda sıcaklığında.